Başkalarına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması

5237 sayılı Türk ceza kanununun adliyeye karşı suçlar başlıklı ikinci bölümünün 268. maddesinde başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu düzenlenmiştir. İşlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak kendisi ile ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla bir başkasına ait kimliği ya da kimlik bilgilerini kullanan kişi iftira suçuna dair hükümlere göre cezalandırılmaya tabi olur.

Kanun hükümleri içerisindeki bu düzenlemeye göre kişinin işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanması suç kapsamına alınmıştır. 5237 sayılı Türk ceza kanununun yürürlüğünden önceki 765 sayılı eski Türk ceza kanunda böyle bir düzenlemenin mevcudiyeti söz konusu değildir. Ancak bu eylemi yaptırma bağlayan düzenleme yürürlükten kaldırılmış olan 765 sayılı Türk ceza kanununda 343. maddenin ikinci fıkrası içerisinde memurun yalan beyanda bulunması olarak düzenlenmiştir. Doktrin içerisinde bu suçun iftira suçu ile bağlantılı bir şekilde değerlendirildiği ve suçun iftiranın özel bir görünüş şekli olduğu düşünülmektedir. Öyle ki madde gerekçesi içerisinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş şekli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay kararları içerisinde bu suçun iftira suçunun özel bir şekilde olduğuna vurgu yapılır. İftira suçunun ve bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun manevi unsurlarının farklı nitelik taşıdığından bahisle yaptırım kısmı içerisinde iftira suçuna atıf yapılmasının yerinde olmadığını ve madde metin içerisinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Doktrindeki inceleme konusu suçun unsurları bakımından değil yalnızca yaptırım açısından iftira suçuna gönderme yapıldığı düzenlenmiştir. İftira suçunda suçun faili konumunda yer alan kişi bir kişi ile ilgili olarak soruşturma, kovuşturma ya da idari yaptırım uygulanması amacıyla iş var ya da şikâyette bulunması sırasında bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması dışında suçun faili konumunda yer alan kişi kendisi soruşturma ya da kovuşturmadan kurtulmak amacıyla davranışlarda bulunmaktadır.

İhtira suçuna müeyyide açısından yapılmış olan göndermenin niyeti suçun faili konumunda yer alan kişinin bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kendi adına yürütülen soruşturma ya da kovuşturmadan kurtularak bunun sorumluluğunu kimliğin gerçek sahibi üzerindeki hukuki neticenin ortaya çıkmasına sebep olacak şekilde o kişiye yüklemektir. Bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ile ceza muhakemesi içerisinde önemli bir bağlantı söz konusudur. Öyle ki madde kapsamı içerisinde soruşturma ve kovuşturma evresi ele alınmakta ve bu evlilerin yürütülmüş olduğu aşamalarda kimlik bilgilerin elde edilmesi gerektiği ile ilgili olarak vurgulama söz konusu olmaktadır. Madde metin içerisinde işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak kendisi ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma yapılmasına engellemek amacıyla bir başka kişiye ait olan kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanan kişinin cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme içerisinde suçun işlenmesi için soruşturma ve kovuşturma evrelerinin mevcut olması gerektiği belirtilmiştir. Suçun işlenmesine mümkün olabilmesi için soruşturma ve kovuşturma evreleri mevcut olması gerekir. Kanun koyucu yönetilmek istenen soruşturma ya da kovuşturmanın yapılmasının önüne geçilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Kanun hükümlerinde mevcut olan ifadenin hem soruşturma hem de kovuşturma evrelerini bir arada engellemeye kast etmiştir. Ceza muhakemesi hükümleri değerlendirildiğinde söz konusu evlilerin birbirinden bağımsız nitelik taşıdığının net olduğu anlaşılabilir. Öyle ki söz konusu evlilerin ceza muhakemesi kanununun ikinci maddesi içerisinde mevcut olan tanımları incelediğinde soruşturma bittikten sonra kovuşturma evresi gündeme gelir. Böylece maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında her iki üründe farklı nitelikler söz konusu olur. Yürütülmüş olan soruşturma neticesinde savcılık makamı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vererek kovuşturma evresine geçmeden dosyayı kapatabilir. Böylece kovuşturma evresinde geçmeden işin sona ermesi ile suçun meydana gelmeyeceğini düşünmek ve ceza muhakemesi kanunu hükümleri içerisinde yer alan hususları özenli bir şekilde değerlendirmeden sonuca varmak doğru olmayacaktır.

Başkasına Ait Kimlik Ya Da Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Benzer Suçlardan Farkı Nedir?

Başkasına Ait Kimlik Ya Da Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçundan Farkı

5237 sayılı Türk ceza kanununun 206. maddesi içerisinde bir resmi belge düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisi konumunu gör olan kişiye yalan beyanda bulunan kişinin cezalandırılacağına yer verilmiştir. Madde kapsam içerisinde Sebebi ne olursa olsun resmi bir belgenin düzenlenmesinde yalan beyan öne sürmek cezalandırılmaya tabi olur. Bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu dahilinde kişi işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanmaktadır. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda kişiye bir başka bir kişinin kimlik bilgileri haricinde kendi kimliğin üzerinde işleyebilmektedir. Burada önem teşkil eden durum söz konusu bilgilerin hayali bir kişiye ait olmamasının gerektiğidir. Öyle ki bu durumda resmi belgelerin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu ortaya çıkar. Bir başka kişiye ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanma suçu belgede sahtecilik suçlarının yapısı ile daha çok ilişkili niteliktedir. Bu suç tipine de belgede sahtecilik suçları arasında yer verilmesi mümkün nitelik taşımaktadır. Yargıtay’ın kararı içerisindeki 268. maddede mevcut olan suçun meydana gelebilmesi için kullanılan bilgilerin gerçek bir aitsin Çelik taşımasa belirtilmiştir. Karar içerisinde sanık konumuna yarından kişiyle ilgili olarak yürütülen soruşturma sebebiyle karakolda kimlik bilgileri sorulmuş olduğunda vermiş olduğu bilgiler araştırılarak söz konusu bilgilerin gerçek bir kişiye ait olması halinde eylemin 268. madde hükmünde verilen bilgilerin tamamen Uydurma olduğunun anlaşılması halinde 206. Maddesi’ne uyan suçu ortaya çıkaracağı gözetilmeden eksik araştırma ile 267. maddesinin ilk fıkrası uyarınca bir başka kişi etkinlik adı kimlik bilgilerin kullanma suçundan hüküm kurulması bozmaya gerektirmiştir. Suçun faili konumunda yer alan kişinin yapmış olduğu eylemler bir başka kişinin soruşturma ya da kovuşturma uğramasına neden olmuyor ise 268. madde hükmü içerisinde öngörülen suç meydana gelmez.

Öyle ki bir kişi sigorta şirketinden para alma amacını taşıyarak bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kendi adına düzenleyerek hareket etse bu durumda yalan beyanda bulunma suçu meydana gelir. İşlenmiş olan bir suçtan kaynaklı olarak hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmamasını rağmen kişi bir başkasına ait bir kimliği kullanırsa burada yalan beyanda bulunma suçu meydana gelir.

Başkasına Ait Kimlik Ya Da Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun İftira Suçundan Farkı

İftira yetkili makamlara iş var ya da şikâyette bulunmak suretiyle veya basın ve yayın yoluyla işlemediğini bildiği halde kişiyle ilgili olarak soruşturma ya da kovuşturma başlatılmasını veya idari bir yaptırım uygulanmasının ortaya çıkması için bir kişiye hukuka aykırı bir eylem isnat etmektir. Her iki suç tipinin de benzer yönleri suç isnadının soruşturma ya da kovuşturma makamlarına yapılmasının gerektiğidir.

Başkalarına Ait Kimlik Ya Da Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçuyla Korunan Hukuki Değer Nedir?

Bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı Türk ceza kanununun ikinci kitabının millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler başlıklı ikinci bölümü içerisinde adliyeye karşı suçlar başlıklı kısmının 268. maddesi içerisinde düzenlemeye tabi olmuştur. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde bazı suçlar özelliğinden kaynaklı olarak birden fazla koku değeri korumaya özgülenmiş olmaktadır. 5237 sayılı Türk ceza kanunun adliyeye karşı suçlar bölümü içerisinde yer alan suçların çoğu bu niteliğe sahiptir.

Suç ile korunan hukuki değer ile ilgili olarak adliyeye karşı suçlar bölüm içerisinde düzenlemeye tabi tutulan suçların genel özelliklerinin neler olduğunun üzerinde durmak korunan hukuki değerin anlaşılmasında önem teşkil eder. Adliyeye karşı işlenmiş olan suçlar da kurulmak istenen hukuki değer karma niteliğe sahiptir. Öyle ki bu suç ile korunan oku ki diğer ilk olarak adli ve adli makamların korunmak istenmesi olarak karşımıza çıkar. Bu koruma ile soruşturma ve kovuşturma aşamaları içerisinde işlemler sağlıklı bir şekilde yürütülecek ve adli makamlar koruma altına alınacaktır. Kanun koyucu bu suçu millete ve devlete karşı suçlar kısmının adliyeye karşı suçlar bölümü içerisinde düzenlenmek suretiyle adli makamların korunması gerektiği ile ilgili bir düzenleme de bulunmuş ve korunan hukuki değer olarak öncelik tanıma yoluna gitmiştir. Öyle ki ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Böylelikle suçun ihbar edilmesinden sonra delillerin toplanması gereklilik teşkil eder. Soruşturma ya da kovuşturma esnasında şüpheli yedi sınıf konumunda yer alan kişilerin mahkeme sürecinde doğru yönde ifade vermesi gereklilik teşkil eder. Delillerin toplanmaya başlamış olduğu dönem içerisinde soruşturma evresine geçirmemiş olsa bile suçun meydana gelmesinden bahsetmemiz mümkün olur. Öyle ki bir başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel olması durumu mevcut olabilmektedir.

Ceza muhakemesi kanununun 147. maddesi içerisinde ifade ve sorgunun tarzı başlıklı düzenleme ile hangi kurallara uyulması gerektiği belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre 147. maddesinin ilk fıkrasında şüpheli ya da sanığın kimliğinin belirlenmesi gerektiğine yer verilmiştir. Şüpheli ya da sana kimliğine dair soruları doğru bir şekilde cevaplandırma sorumluluğu altındadır. Bunun haricinde doğruyu söyleme yükümlülüğü de mevcut değildir. Kimliğin tespit edilmesinde şüpheli ya da sanığın nüfus kaydında yaralan bilgilere bakılması gerekir. Söz konusu bilgiler isim, seyisim, anne ve baba ismi, doğum tarihi, nüfusa kayıtlı olduğu yer, okuryazar ve sabıkasız nitelik taşıyıp taşımadığı, yapmış olduğu işi barındırır. İfade alma ya da sorguya çekme esnasında mevcut olan kişilerin isim ve sıfatları ile ifadeyi veren Yâda sorguya çekilmiş olan kişilerin açık kimliğinin de saptanması gereklilik teşkil eder.

Söz konusu evrelerde kişi kimlik bilgileri ile ilgili olarak kesinlikle susma hakkına sahip olmamaktadır. Kimlik bilgilerinin belirlenmesi ile kırışıklıkların önüne geçilecek bir işlemiş olan suça dair kimin ve kimlerin soruşturulacağı ve kavuşturulacağı ile ilgili olarak kolaylık sağlanır.

Başkalarına Ait Kimlik Ya Da Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Unsurları Nelerdir?

Fiil

5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi içerisinde yaralan başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu açısından yasaklanan eylem bir başkasına ait kimlik ede kimlik bilgilerinin kullanılmasıdır. Suç şüphesinden kaynaklı olarak başlatılmış olan soruşturma ya da kovuşturma evrelerinde şüphe altında bulunan kişilerin muhakeme sürecini yürüten yetkili makamlara bir başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kendi bilgileriymiş gibi vermesi durumunun söz konusu olması halinde suçun eylem unsuru gerçekleşmiş olur. Burada kullanma ile kast edilmiş olan şimdiki da kimlik bilgilerinin fiziki anlamda kullanılması olmayıp hukuki anlamda netice verecek şekilde olmasıdır. Öyle ki bir arabayı çalan kişi ile ilgili olarak soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla bu arabayı bırakırken içine masum olan bir başka kişinin kimliğini bırakmasa buna örnek teşkil edebilir. Kullanmanın hangi şekilde olduğuna dair bir açıklamanı mevcudiyeti söz konusu olmadığından bu suç serbest hareketli bir suç niteliği taşır. Suçun meydana gelebilmesi için kimlik ya da kimlik bilgilerinin gerçekte mevcut olan bir kişiye ait olması aranmaktadır. Gerçekte mevcut olmayıp hayali bir kişiye ait bilgilerin kullanılması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu meydana gelir. İşlenmiş olan suçtan kaynaklanır ak kişiyle ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılmasında görev alan makamların saptanması gerekir. Bu saptama ceza muhakemesi kanununun ikinci maddesi içerisinde yer alan tanımlar da yer bulmaktadır. Öyle ki soruşturma evresinde şüpheli konumda yer alan kişinin kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet servisi tarafından soruşturma konusu suç ile alakalı olarak dinlenilmesi ifade alma olarak tanımlanmış olduğundan savcılık ve kolluk görevlisi konumunda yer alan kişiler ilgili makam niteliği taşır. Şüpheli ya da sana konumunda yaralan hâkime de mahkeme tarafından soruşturma ya da kovuşturma konusu ile ilgili olarak dinlenilmesi sorgu niteliği taşımaktadır. Böylece hâkimi mahkeme kovuşturma evresinde görevli olan makamlar olarak karşımıza çıkar.

Burada dikkat edilmesi gerekli olan durum bir başka kişiye ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanma suçunun meydana gelmesi için daha önce işlenmiş ve soruşturma veya kovuşturmaya konu teşkil etmiş bir suçun işlenmiş olma kuşunun mevcudiyetini söz konusu olmasıdır. Aksi durumda suçun meydana geleceğinden bahsetmemiz mümkün olmaz. Kanun hükümleri içerisinde işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak devrilmek üzere bu hususa vurgu yapılmıştır. Fakat işlenmiş olan suç dava yani ceza zamanaşımına uğramış ise ya da af yasası ile cezalandırılabilmek hoşuna ortadan kalkmış ise bu durumda kişinin 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi bakımından cezalandırılması mümkün nitelik taşımamakta 5237 sayılı Türk ceza kanununun 206. maddesi bakımından yalan beyanda bulunma suçunu mevcudiyetinden bahsetmemiz gerekmektedir. Önceden işlenmiş olan suçun 5237 sayılı Türk ceza kanunu ya da özel ceza kanunlarında mevcut olan bir suç olmasının önemi yoktur. İşlenmiş olan suçun kasten ya da taksirle işlenmesine bir önemi mevcut değildir. Ancak yasa içerisinde bir suçun işlenmesinden bahsedildiğinden dolayı kabahatler ve disiplin eylemlerinin maddi kapsam içerisinde değerlendirilememesi gerekir. Kabahat ve disiplin eylemlerinin yaptırıma bağlanmış olduğu bir hareketin ardından bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması durumunda 268. madde hükmü içerisinde mevcut olan suç ortaya çıkmayacaktır. Çünkü bu eylemler suç niteliği taşımaz. Kişi ile ilgili olarak soruşturma ya da kovuşturma yapılması mümkün olmaz. Öyle ki kamu görevlisi sıfatı ile görevi ile bağlantılı bir şekilde yolda durdurmuş olduğu ve kimlik sorma işlemini gerçekleştirmiş olduğu sırada kişi bu bilgiyi vermekten kaçınır ise kabahatler kanununun 40. maddesi bakımından kimliğini bildirmeme kabahati meydana gelir. Yargıtay’ın mevcut bir karar içerisinde sürücü belgesi mevcut olmayan sanığın trafik kontrol esnasında bir başka kişi adına düzenlenen sürücü belgesine kendi fotoğrafını yapıştırılması suretiyle elde edilen mi sürücü belgesi sunması biçimindeki eyleminden kaynaklı olarak 5237 sayı Türk ceza kanununun 204. maddesinin birinci fıkrası bakımından sahtecilik suçunun yanı sıra, sahte sürücü belgesinin adı geçen kişiyle ilgili olarak aracın fırının bozuk olmasından kaynaklı trafik cezasına esas olmak üzere tutanak düzenlenmiş olmasına göre her ne kadar gerçekte mevcut olan bir kişi eti bilgiler kullanılmış olsa dahi 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi hükmü içerisinde öngörülmüş olan haliyle ortada kabahatin ötesinde soruşturma ve kovuşturma yapılmasının engellenmesi ama Şundan bir suç söz konusu olmaması karşısında eylemin 5237 sayılı Türk ceza kanunun 206. maddesinde düzenlenen yalan bildirimde bulunma suçunu meydana getireceği gözetilmeden uygulama yeri bulunmayan aynı kanunun 268. maddesinin yollanması ile 267. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca gününe karar verilmesi yasaya aykırı bulunmuştur.

İşlenmiş olan bir suç mevcut değilken 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi hükmünde verilen suçun ortaya çıkması mümkün nitelik taşımaz. Eğer suçun faili konumunda yer alan kişi işlemediği bir suçtan kaynaklı olarak bir başka kişiye ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanır ise 368. madde hükmü içerisinde mevcut olan suçla bir değil 206. madde hükmü içerisinde mevcut olan yalan beyanda bulunma suçu meydana gelir. Öyle ki Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde suçu ve suçluyu övme başlıklı 215. madde hükmünde işlenmiş olan bir suç ya da işlemiş olduğu suçtan kaynak olarak bir kişiyi alenen Öven kişinin cezalandırılacağı ileri sürülmüştür. Söz konusu suç tipinin meydana gelmesinde belirtildiği üzere suçun oluşması için suçun faili konumunda yerinden kişinin daha önceden işlenmiş olan bir suçu ya da işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi açık bir şekilde vermesi gereklilik teşkil eder. Aynı şekilde 5237 sayılı Türk ceza kanununun 215. maddesi hükmünde mevcut olan düzenleme de söz konusu olduğu gibi inceleme konusu olan suç tipinde işlenmiş bir suçun mevcudiyeti şarttır.

Tipi uygun bir eylemin tanımı kanunen metin içerisinde bu şekilde yapılıyor olmaktadır. Yasa hükmünde kullanılmış olan işlediği suç sebebiyle teriminin yerinde olmadığını söyleyenler vardır. Bunun yerine bir suç işlediği iddiasıyla ya da bir suç işlediğinden şüphelenmesi sebebiyle terimlerini kullanması gerektiğini ileri sürenler bir suçun işlenmesinin koşulu olmadığına vurgu yapıyor olmaktadırlar. Kişi işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak kendisi ile ilgili soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına engellemek amacıyla bir başka kişi etkinlik ede kimlik bilgilerini kullanır fakat daha önce işlemiş olduğu suçtan kaynaklı olarak soruşturma evresinde hakkında yeterli delile ulaşılmadığından dolayı kovuşturmaya yer olmadığı kararı yani takipsizlik kararı verilirse ya işlemiş olduğu suç sebebiyle kamu davası açılarak kovuşturma evresinde hükmü açıklanmasının geri bırakılması kararı verilirse hükmün hangi süre ile geri bırakılmış ise o süre zarfında duruma karar verilmesi gereklilik teşkil etmektedir. Eğer işlemiş olduğu suçtan kaynaklı sonra kovuşturma evresinde beraat kararı verilmiş ise bu durumda 268. madde hüküm açısından düşme kararı verilmesi gerekir. Öyle ki kişi bu durumda bir başka kişi etkinliğe kimlik bilgilerini kullanma suçundan kaynaklı olarak cezalandırılması. Ancak bu kişi 5237 sayılı Türk ceza kanununun 206. maddesi içerisinde düzenlenmiş olan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile cezalandırılır. Böyle bir halde kişi kabahatler kanununun 34. maddesi hükmüne göre kumar oynadığı durumda 100 TL idari para cezası ile cezalandırılır. Kişi kumar oynamana suç olduğunu zannederek kendisi ile ilgili bir soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla bir arkadaşına ait kimlik bilgilerini kullanır ise bu durumda 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi içerisinde yer alan suç meydana gelmez. Burada işlenmiş bir suç söz konusu değildir. Ancak 5237 sayılı Türk ceza kanununun 206. maddesi içerisinde düzenlenmiş olan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun ortaya çıktığını söylememiz mümkün olur. Ancak daha önce işlenmiş bir suçu mevcudiyeti söz konusu ise bu suç ile ilgili olarak soruşturma ya da kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket edilmesi durum söz konusu olursa 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi hükmünde mevcut olan suç ortaya çıkar. 5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi hükmü içerisinde mevcut olan suç özelliği bakımından serbest hareketli bir suç niteliği taşır. Kanun koyucu suçun meydana gelmesi için herhangi bir hareket şekli belirlememiştir. Bununla birlikte bu suç sırf hareket suçu özelliği taşımakta ve bir neticenin ortaya çıkmasını koşul kılmamaktadır.

Fail

Bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun faili konumunda yer alan kişi her birey olabilir. Bu suç için suçun faili konumunda yer alan kişi özel bir sıfata sahip değildir. Ancak suçun faili konumunda yer alan kişinin şüpheli ya da sanık niteliğini taşıması gerekir. Öyle ki ceza muhakemesi içerisinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde şüpheli veya sanık niteliği taşıyan kişilerin bu suçun faili konumunda yer alan kişiler olduğunu söyleyebiliriz. Şüpheli ya da sanık konumunda olan kişiler ile ilgili olarak yargılama yapılır ve bu yargılama neticesinde kişiyle ilgili mahkûmiyet kararı çıkar ise bu durumda madde hükümlerin uygulanması mevcut olmaz. Öyle ki burada kişinin sıfatı artık hükümlüdür.

Konu

5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesi içerisinde mevcut olan suçunun konusu bir başka kişiye ait kimlik de kimlik bilgileri ortaya çıkarmaktır. Bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanma suçu özelliği bakımından tehlike suçu niteliği taşır. Söz konusu suçun meydana gelmesi için ayriyeten bir zararın mevcudiyetine gerek yoktur. Suçun faili konumunda yer alan kişinin bir başka kişi etkinlik bilgilerini kullanmasıyla birlikte suç tamamlama bulur. Ayriyeten bir neticenin ortaya çıkmasına ihtiyaç yoktur. Konu açısından yapılmış olan ayrıma göre suçlu tehlike niteliği taşır. Hâkimin tehlikenin mevcudiyetini araştırmasına gerek yoktur. Bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanma suçundan kaynaklı olarak kişinin kullanmış olduğu kimlik ya da kimlik bilgilerinin bir başka ki kişiye ait olması yeterlilik teşkil eder.

Mağdur

5237 sayılı Türk ceza kanununun 268. maddesinde düzenlenmiş olan bir başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması suçu tipinde suçun mağduru konumunda yer alan kişinin kimliği ya da kimlik bilgileri kullanılan gerçek kişi inceleme konusunu oluşturmaktadır. Suçtan zarar gören kişi adli makamlardır. Suçun faili konumunda yer alan kişi adli makamların işlerini yavaşlatmak ve maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını engel teşkil etmektedir. Toplum içerisinde yaşayan her kişi suçun mağduru olmaktadır. Geniş anlamda mağduriyet söz konusu olur. Burada geniş anlamda mağdur konumunda yer alan devlet değil devlet ve toplum meydana getiren bireylerdir. Bundan kaynaklı olarak devlete mağdur sıfatı verilmemesi gerekir. Suçu olmayan kişinin kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması durumu söz konusu olur ise kimlik bilgileri kullanılan şahıs suçun mağduru konumunda yer alan kişi olur ancak bu kişinin gerçek ve yaşamakta olan bir kişi olması ve onun ile ilgili soruşturma ya da kovuşturma yapılması mümkün nitelik taşıması gerekir. Ceza yargılaması neticesinde bir kişi hüküm giymiş ve kesinleşen hükmün infazından kaçmakta ise kaçan kişinin bir başka kişiye ait kimlik ya da kimlik bilgisini kullanması durumu suçun faili yapmaz. Çünkü soruşturma ve kovuşturma evresinden bahsedilmektedir. İnfaz aşamasında bir kovuşturma söz konusu değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir