TCK 125

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiş olan hakaret suçu şerefe tecavüzü ifade eden fiillerden biridir. Kanun içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuştur. Hakaret suçu kanuni hükümleri içerisinde tahkir suçlarını tek bir maddede gördüğümüz bir suçtur. Bununla birlikte hakaret suçunun bazı nitelikli hallerin mevcudiyeti söz konusudur. Farklı çeşitte yer alan hakaret türleri de kanunun diğer hükümleri içerisinde yer bulunmaktadır.

Örneğin halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk milletini, Türk cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarına aşağılama suçu hakaret suçu olmakla birlikte kanunun farklı hükümlerinde yer bulunmaktadır. Öyle ki bu suçlar TCK 125 içerisinde yer almamaktadır. Bunlar ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Burada şunu söyleyebiliriz ki bahsettiğimiz suçların farklı bir bölüm içerisinde mevcut olmasının sebebi kanun koyucunun mevcut olan tüm tahkir suçlarına aynı başlık içerisinde yer vermek istememesidir. Hakaret suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunun özel hükümler başlığı taşıyan ikinci kitabı içerisinde, kişilere karşı suçlar başlığını taşıyan ikinci kısmının sekizinci bölümü olan şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulunmaktadır.

Şerefe karşı suçlar içerisinde yer alan hakaret suçunun iki türlü meydana geldiğini söylemek mümkündür. Öyle ki şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan hakaret suçu huzurda hakaret ve Gıyapta hakaret olarak iki türe ayrılabilir. Burada ilk olarak hakaret suçunu oluşturan huzurda hakaret türünden bahsetmek mümkündür. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan şerefe karşı suçlar başlığındaki 125. madde bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edilmesi mümkün olabilecek bir şekilde somut bir fiil ya da olgu isnat eden ya da kişiye sövmek şeklinde bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını saldırıda bulunan kişi cezalandırılır. Bu durumda fiilin huzurda işlenmiş olmasının gereklilik arz ettiğine dair bir açıklığın mevcudiyeti söz konusu değildir. Ancak hüküm içerisinde mağdur konumunda yer alan kişinin gıyabında hakaretin cezalandırılmasını mümkün olabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilmesi suretiyle işlenmesinin gereklilik arz ettiğini dair bir cümlenin yer almış olması gıyapta hakaretin mevcut olabilmesi için gerekli olan durumu düzenlenmiş olmasından kaynaklı olarak kanun hükmünün ilk cümlesinde huzurdu hakaretin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki huzur da hakaret durumundan bahsederken burada şuna da yenilenmesi gerekir ki önem teşkil eden durum mağdur konumunda yer alan kişinin ne zaman hazır olduğudur. Mağdur konumunda yer alan kişi hazır konumda ise ihtilatın da gerçekleşmesi mümkün olabilmesi durumu söz konusudur. Ancak bunun yanı sıra birlikte ihtilat ile birlikte aleni hale gelmiş durumda ise artık aleniyet ağırlatıcı sebebi meydana gelir.

5237 sayılı Türk ceza kanunu şerefe karşı suçlar başlığı altında yaralan hakaret suçu ile ilgili bir hükmü yer vermek mümkündür. Öyle ki fiilin mağdur konumunda yer alan kişiyi muhatap almış olan sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile meydana gelmiş olması durumunda kanun hükümlerinde belirtilmiş olan cezai hükmü olunması gerektiğine dair düzenleme yer almaktadır. Burada hakaretin ilgili şekilde meydana gelmesi ile ilgili olarak huzurda hakaret ve gıyapta hakaret ayrımı söz konusu değildir. Burada ilgili suçun hangi şekilde işlenip işlenmediği önem teşkil etmeksizin sesli, yazılı ya da görüntülü ileti ile meydana gelmiş olması durumunda hakaret suçu cezası verilmesi gerekir. Burada şunu söyleyebiliriz ki Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde sayılmış olan bu durumlar sınırlı bir şekilde değildir. Yani sınırlı sayım yapılmış olduğundan bahsedemeyiz. Burada teknik mi bilim içerisinde oluşabilecek yenilikler ve gelişmeler öngörüldüğünden ilgili hüküm içerisinde sesli yazılı ya da görüntülü iletiye Yer verilmiştir. Kanun hükümleri bahsetmiş olduğumuz iletine gönderilmesini de hayır bir durumu aramamaktadır. Öyle ki Türk ceza kanunu hükümlerinde yer verilmiş olan bu durumda önemli olan durum mağdur ile ilgili bir iletimine söz konusu olmasıdır. Mevcut durum içerisinde mağduru muhatap almış olan ileti mağdur konumunda yer alan kişi gönderilmemiş olsa dahi durum değişmeyecektir. İlgili ileti bir şekilde mağdur konumunda yer alan kişiye ulaşmış ise huzurda İşlenmiş olması kabul edilmesi gerekir. Bununla birlikte ilgili ileti mağdur konumunda olan kişinin eline geçmemiş olsa dahi ihtilat şartının gerçekleşmiş olmasından kaynaklı olarak gıpta işlendiği kabul edilir. Bu durumda yine faili konumunda yer alan kişinin bir cezaya tabi tutulacak durumu söz konusu dur. İlgili iletinin mağdur konumunda yer alan kişiye ulaşıp ulaşmamasının önem teşkil etmediğinin altını çizmek gerekir. Öyle ki mağdur konumunda yer alan kişi muhatap olan herhangi bir iletine mevcut olması durumu eğer mağdur konumunda olan kişinin eline geçerse huzurda hakaret eğer mağdur konumunda olan kişinin eline geçmez ise gıyapta hakaret niteliği taşır. Buradan hareketle şunu söylememiz mümkün ki hakaret suçunun mevcut olmasından bahsedebilmek için faili konumunda yaralan kişi ile mağdur konumunda yer alan kişinin birbirlerini görmüş olmaların önem teşkil etmez. Bu kişilerin birbiriyle karşılıklı bir şekilde yer alıyor olmaları kanun hükümlerine göre bir şart değildir. Öyle ki mevcut olayda mağdur konumunda yer alan kişinin faili konumunda yer alan kişi tarafından söylenmiş olan sözleri duymuş olması yeterlilik arz eder.

5237 sayılı Türk ceza kanunun şerefe karşı suçlar başlığı altında yer alan hakaret suçunun iki türünü mevcut olduğundan bahsetmiştik bunlar huzurda hakaret ile gıyapta hakaret idi.  Huzurda hakaret ile ilgili olan hükümlerden ve mevcut olan durumlardan bahsettik. Burada hakaret suçunun bir diğer türü olan gıyapta hakaret ile ilgili olan durumlardan da bahsetmek mümkündür. Öncelikle gıyap kelimesinin ne anlama geldiğinden bahsetmek mümkündür. Gıyap, hazır bulunmama, yokluk gibi anlamlara karşılık gelir. Yani kişinin gıyabında hakaret etmek bu kişinin hazır bulunmadığı sırada farklı bir deyişle bu kişinin yokluğunda ona hakarette bulunmaktır. Öyle ki kişinin yokluğunda hakaret anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde iki yer bulmuş olan hakaret suçunda mağdur konumunda yer alan kişinin gıyabında hakaretin cezalandırılmasını mümkün olabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmiş olmasının gereklilik arz ettiğinden bahsedilmiştir. Öyle ki biraz önce bahsetmiş olduğumuz huzurda hakaretin mevcut olmasını sağlayan durumların yanı gıyapta hakaretin cezalandırılmasını mümkün olabilmesi için İlgili eğilimin en az üç kişi ile ihtilat edilmesi suretiyle gerçekleşmiş olması gerekir. Öyle ki bu yaptığı hakaret suçu ile bir kişinin suçlanmasına mümkün olabilmesi için bu hakaretin en az üç kişi ihtilat edilerek işlenmesi zorunluluk teşkil eder. En az üç kişinin ilgili durumu ya da sövmeye öğrenmiş olması gerekli kart eder. Yine burada Şundan bahsedebiliriz ki bu kişilerin aynı anda aynı yerde bulunmuş olmaları önem teşkil etmemektedir. Öyle ki bu kişiler bir arada bulunmasalar dahi farklı zamanlarda durumu öğrenmiş olmaları ve kişi sayısının üçe ulaşmış olması kanun hükmünde yer olan durumu meydana getirebilecektir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesini mümkün kılan en az üç kişinin bir arada bulunmuş olmaları gereklilik arz etmemektedir. Bununla birlikte fiili aynı zamanda vakıf olmalarının da önem teşkil etmediğini söyleyebiliriz. Faili konumunda yer alan kişi ilgili durumu farklı zamanlar içerisinde farklı kişilere ayrı ayrı söylemiş olması yine kanun hükmünde aranan unsuru meydana getirir. Ancak şunun altını çizmemiz gerekir ki farklı zamanlarda farklı kimselere itiraz edilmesi suretiyle meydana getirilen bu fiilin aynı ya da aynı şekilde olması önem teşkil eder. Öyle ki fail konumunda yer alan kişinin iddia ettiği durumun Bu üç kişiye de aynı anlama gelecek şekilde söylenmesi gerekir. Yani faili konumunda yer alan kişi birinci kişi farklı bir durumdan bahsediyor olması ikinci kişiye farklı bir durumdan bahsetmesi ve üçüncü kişiye de farklı bir durumdan bahsetmesi bu unsuru meydana getirmez. İlgili fiilin farklı kişileri aynı şekilde aktarılmış olması önem teşkil eder. Eğer bu fiiller farklı ise burada gıyapta hakaret suçunun gerçekleştiğinden bahsedemeyiz. Yine burada önem teşkil eden durum üç kişinin mevcut olmasıdır bu üç kişi üç farklı kişidir. Yani bunların arasında fail yoktur. İlgili bir durumun mevcut kişileri ile ilgili sayımda bulunacak olursak faili ile birlikte dört faili dışında üç kişinin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Burada kanun hükmünde bahsedilen üç kişi failin katılmış hali değildir. Fail haricinde ilgili durumun bahsedildiği üç kişi kastedilmektedir. Kanunu günlerine baktığımızda ihtilatın şekli ile ilgili olarak bir açıklığı mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Öyle ki ilgili durumun üçüncü kişilere ulaşmasını mümkün kılan herhangi bir araçla işlenmesinin mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Hakaret Suçu İle Korunan Hukuki Değer Nedir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan hakaret suçu TCK125 hukuki bir değeri korumaktadır. Öyle ki hakaret suçunun kurmuş olduğu hukuki değer şeref ve saygınlıktır. Kanun koyucunun bu suçu düzenlemiş olmasının sebebi kişilerin sahip olduğu saygınlığı ve şerefi korumaktır. Yine bundan kaynaklı olarak hakaret suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer almaktadır. TCK125 Hakaret suçunun düzenlenmiş olduğu madde gerekçesinde hakaret eylemlerinin cezalandırılmasının mümkün olmasıyla korunan hukuki değerin kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içerisinde mevcut olan itibari ve diğer fertlerin karşısındaki saygınlık olduğuna dair hükümler söz konusudur. Kanuni çözümleriyle hakaret suçunun düzenlenmiş olması kişilerin şerefine koruma altına alma anlamında önem teşkil etmektedir. Öyle ki kişiler toplum içerisinde yaşamını sürdüre bilmeleri mi bunu en düzgün şekilde yapabilmeleri için kişisel haklarının korunması gerekir. Bu yüzden kişilerin şerefinin Kanun ile korunuyor olması toplum içerisinde düzgün bir yere sahip olmalarında ve kanun tarafından kendileri aleyhine durumların mevcut olmasının engellenmesi açısından önem teşkil eder. Yine 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan hakaret suçu ile kişilerin haysiyeti korunmuş olur. Kişilerin haysiyetiniz edilecek nitelik taşıyan fiiller kanun tarafından cezalandırılır. Bu yüzden toplum içerisinde iletişim kurarken kişiler birbirlerinin kişisel haklarına saygılı olmalıdır. Bununla birlikte kişilerin namusu yine hakaret suçu ile koruma altına alınmış bir diğer hukuki değerdir. Kişilerin namusuna hakaret niteliği taşıyan fiiller yine hakaret suçu kapsamında cezalandırılır. Kişilerin toplum içerisindeki itibarının korunmasına mümkün olabilmesi için yine hakaret suçunun mevcut olmasına gerek duyulmaktadır. Kişilerin toplum içindeki itibarini zedeleyecek nitelikteki eylemler kanun tarafından cezaya tabi tutulur. Bu yüzden toplum içerisinde insanların birbirlerini itibarini zedeleyecek nitelikte eylemde bulunmaktan kaçınmaları gerekir. Bunun yanı sıra kişilerin diğer fertler önündeki saygınlığını zedeleyecek nitelikte bir davranışın mevcut olması hakaret suçunu meydana getirir. İnsan sosyal bir varlıktır. Bu yüzden kişiler başkalarının Önünde saygınlığı ihtiyaç duyarlar. Bu durum kişilerin toplum içerisinde bulunmaları açısından önem teşkil eder. Hiç kimse başka insanlara kendini yargılamasında neden olacak bir durum içerisinde bulunmak istemez. Kişilerin topluma rahat bir şekilde Karışabilmeli insanlar nezdinde ki değerlerinin korunabilmesi ve sahip oldukları itibaren devam etmesi için kanunun sağladığı kuruma önem teşkil eder. Bir kişinin bir başka kişiyi toplum içerisinde karışmasına engel olacak şekilde bir hakarette bulunuyor olması ve bu durumun kişinin diğer fertler nezdindeki saygınlığını yitirmesine neden olması bir suç teşkil eder.

Hakaret Suçunda Faili Kimdir?

5237 sayılı Türk ceza kanununun şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan TCK125 hakaret suçunu işleyen kişi failidir. Şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan hakaret suçundan faili bakımından herhangi bir özelliğin arandığından bahsetmek mümkün değildir. Öyle ki hakaret suçunu işleyen faili konumunda yer alan kişinin herhangi bir kişi olması mümkündür. Herhangi bir kişi hakaret suçunun faili konumunda yer alabilir. Öyle ki kanun hükümleri içerisinde mevcut olan durumda bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını saldıran kişiden bahsedilmektedir. Bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını saldıran kişi hakaret suçunun faili konumunda yer olan kişidir. Bu kişi için özel bir nitelik mevcut değildir. Cezai sorumluluğa sahip konumda olan her kişi hakaret suçunun faili olarak yargılanabilir. Burada hakaret suçu ile ilgili olarak tüzel kişilerin bu suçun faili olup olmayacakları ile ilgili durumlardan bahsetmek önem teşkil eder. Tüzel kişilerin hakaret suçunun faili konumunda yer alıp almayacaklarına dair durum tartışılabilir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu 20. maddesi içerisinde ceza sorumluluğunun Şahsiliği ile ilgili olan durumlardan bahsedilmiştir. Bu hükümlere göre ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse bir başkasının eyleminden dolayı sorumluluk altında tutulamaz. Tüzel kişiler ile ilgili olarak cezai yaptırımı uygulanamaz. Fakat suç sebebiyle kanunda öngörülmüş olan güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır. Bu düzenlemeler kanun koyucu tarafından yapılmıştır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer alan TCK125 hakaret suçu maddeleri içerisinde bu suçlar ile ilgili olarak tüzel kişilerin ceza sorumluğu konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Öyle ki tüzel kişilerin durumu ile ilgili olarak hakaret suçunu düzenleyen maddede bir açıklık söz konusu değildir. Burada 5187 sayılı basın kanunundan bahsetmek mümkündür. Basın kanununun cezai sorumluluk başlığını taşıyan 11. maddesine göre basılmış olan eserler suretiyle işlenen suç yayım anında oluşur. Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar vasıtasıyla işlenmiş olan suçlardan dolayı eser sahibi sorumluluk altındadır. Süreli yıllar içerisinde eser sahibi konumunda yer alan kişinin belli olmaması ya da yayın esnasında ceza ehliyetine sahip olunması veya bu kişinin yurtdışında bulunmuş olması sebebiyle Türkiye içerisinde yargılanmasına mümkün olmaması ya da verilecek olan cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümlü bir şekilde mahkûm olması dolayısıyla cezai etki etmemesi durumlarında, sorumlu müdür ve sorumlu yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu konumda yer alan müdürün bağlı olduğu yetkili sorumluluk altında olur. Fakat sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmış olmasına rağmen yayınlanmış olması durumunda bu durumdan kaynaklı olarak meydana gelebilecek sorumluluk yayın açan kişiye aittir. Süresiz yıllar içerisinde eser sahibi konumunda yer alan kişinin belli olmaması veya yayın esnasında bu kişinin bir ceza ehliyetine sahip olmaması veya yine bu kişinin yurtdışında yer alması sebebiyle Türkiye içerisinde yargılanmasına mümkün olmaması ya da bu kişiye verilecek olan cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan kaynaklı olarak kesin hüküm ile mahkûm olması dolayısıyla cezaya etki etmesinin mümkün olmaması durumlarında yayıncı sorumlu olur. Burada yayımcının belirlenir nitelikte olmaması ya da basım esnasında yayımcının ceza niyetine sahip bulunmaması veya yurtdışında olmasından kaynaklı olarak Türkiye içerisinde yargılanmasına mümkün olunması durumlarında ise basıncı sorumluluk altında olur. Burada yayınlatan veya basıncının tüzel kişi niteliğinde olması mümkündür. Burada 5187 sayılı basın kanunu hükümlerinden yola çıkarak hakaret suçunun basılmış eser suretiyle işlenmiş olması durumunda tüzel kişinin cezai sorumluluğunun devam ettiğini söylemek mümkün olabilir. Ancak burada yine şunu düşünmemiz gerekir ki 5237 sayılı Türk ceza kanunun 20. Maddesi içerisinde tüzel kişi ile ilgili olarak yalnızca güvenlik tedbirlerinin uygulanacağına dair hüküm bulunmaktadır. Bunun yanı sıra şuna değil mimiz gerekir ki düzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri başlıklı Türk ceza kanunun hükümlerinde İlgili madde hükümlerinin kanun ayrıca belirtmiş olduğu durumlarda uygulama bulacağından bahsetmektedir.

Hakaret Suçunda Mağdur Kimdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan şerefe karşı suçlar başlığı altındaki TCK125 hakaret suçu kendisine karşı işlenen kişi mağdurdur. Şerefe karşı suçlar başlığı altındaki hakaret suçunda bir kimseden bahsedilmektedir. Öyle ki hakaret suçunun mağduru konumunda yer alan kişi herhangi bir kimse olması mümkündür. Burada mağdur konumunda yer alan kişinin sıfatı herhangi bir özelliğe sahip değildir. Mağdur konumunda yer alan kişinin bir özelliğe sahip olması hakaret suçunun kendisine karşı işlenmesi için önem teşkil etmez. Hakaret suçu herhangi bir kimseye karşı işlenmesi mümkün olan bir suçtur. Bu durumda herhangi bir kimse hakaret suçunun mağduru konumunda yer alabilir. Burada mağdur ile ilgili olarak önem taşıyan durum isnadın belirli ya da belirlenmesi mümkün olan bir veya birden fazla kişiye yönelik olmasının gerektiğidir. Öyle ki hakaret suçunun oluşması mümkün olabilmesi için mağdur konumunda yer alan kişinin isminin açık bir şekilde söylenmiş olması önem teşkil etmez. Yani kişinin ismi açık bir şekilde verilerek kişiye hakarette bulunulması zorunlu şart değildir. Bir kişinin ismi açık bir şekilde söylenmeden de bu kişiye karşı hakaret suçunun işlenmesi mümkündür. Mağdur konumunda yer alan kişinin kim olduğu ile ilgili olarak kullanılan sözlerin anlaşılır nitelikte olması yeterli teşkil eder. Öyle ki mağdur konumunda yer alan kişinin belirlenmesinin mümkün olması açısından hükümlerin mevcudiyeti söz konusudur. Bu hükümlere göre hakaret suçunun işlenmesinde mağdur konumunda yer alan kişinin ismi açık bir şekilde belirtilmemiş ya da isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa dahi, eğer özelliğin değil mi mağdur konumunda yer alan kişinin şahsına yönelik bulunduğunda duraksamayacak bir durum söz konusu ise, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış nitelikte sayılır.

Hakaret Suçunda Eylem İle İlgili Olan Durumlar Nelerdir?

 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan TCK125 hakaret suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Suçun oluşması mümkün olabilmesi için kanun hükümlerinde tek bir hareketin sayılmış olduğu suçlar tek hareketli suçlardır. Ancak suçun oluşması mümkün olabilmesi için kanlı günlerine tek bir hareketin sayılmamış olduğu suçlar seçimlik hareketli suçlardır. Seçimlik hareketli suçlar birbirine alternatif nitelikte olan suçları içinde barındıran suçlardır. Hakaret suçu da bir seçimlik hareketli suç niteliğinde bir suçtur. Öyle ki hakaret suçu somut bir fiilin kişiye isnat edilmesi ile ya da sövmek suretiyle meydana gelmesi mümkün olabilen bir suç türüdür. Burada hakaret suçunun seçimlik hareketli bir suç olduğundan bahsettik. Bu seçimlik hareketler somut bir fiil isnat etmek ve sövme idi. İlk olarak hakaret suçunu meydana getiren seçimlik hareketlerden biri olan somut bir fiil isnat etmek durumundan bahsetmek mümkündür. Somut bir fiilin kişiye isnat edilmesi durumunda ilgili hususun belirli nitelik taşıması önem teşkil eder. Öyle ki kişiye isnat edilmiş olan fiilin belirli bir olayı yükleme özelliğini içinde barındırması gerekir. Bununla birlikte isnadın bir hareketi, yani bir olayı ilişkin olması gerekli kaydeder. Kanun hükümlerinde mevcut olan düzenleme içerisinde hakaret ve sövme suçları arasında bir ayrımın mevcudiyeti söz konusu değildir. Ancak hakaret mi sövme suçunun birbirinden ayrı olduğuna dair bir durumun mevcudiyetinin söz konusu olduğundan bahsetmek mümkündür. Öyle ki 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde isnadın ispati ile ilgili olan hükümleri mevcudiyeti söz konusudur. İsnadın ispati yalnızca hakaret suçunun da olması mümkün olan bir durumdur. Öyle ki bu durumda somut fiil ya da olgu isnat etmek unsurunun mevcudiyetini söz konusu olduğu hallerde fiil veya olgu isnat etme unsuru gerçekleşir. Buradan şunu söyleyebiliriz ki hakaret ile sövme ayrımının mevcut olmadığını söylesek dahi böyle bir ayrımın kanunun devamı hükümlerinde yer aldığından bahsedebiliriz.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yani komşuların hakaret suçunun seçimlik hareketli bir suç olduğunu söyledik. Burada hakaret suçunun seçimlik hareketlerini somut bir fiil isnat etmek ve sövmek oluşturuyordu. Somut bir fiil isnat etmek ile ilgili olan durumlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum ise sövme seçimle hareketidir. Öncelikle sövmek kelimesinin ne anlama geldiğinden bahsetmek gerekir. Sövme kelimesi bir kişinin namus, onur ve kişiliğine yönelik sözlü bir şekilde yapılmış olan saldırıya karşılık gelir. Şerefe tecavüz belirli ya da mahsus bir hareket ya da madde isnadı içerisinde bulundurmayıp mağdur yalnızca bir özellik isnat ediyorsa sövme suçunun oluştuğunu söylemek mümkündür. Öyle ki bir kişiye salak, aptal, ayyaş gibi tabirlerin kötü bir huyu ifade etmesi nedeniyle sövme suçunu oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte kişilere yönelik Vasfi ifadenin fiziksel bir arızadan kaynaklanması mümkündür. Örneğin kişiye kör topal, kambur denmesi bu kişilerin bedeni engelleri ile ilgili olabilir. Mağdur konumunda yer alan kişiye bir fiil isnat edilmesinin yanı sıra bunun tamamlayıcı unsuru mevcut değilse sövme suçunu meydana getireceğini söylemek mümkündür.

Hakaret Suçundan Ağırlaştırıcı Ve Hafifletici Sebepler Nelerdir?

Ağırlaştırıcı Sebepler

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında TCK125 hakaret suçu düzenlenmiştir. Bu suçu etki eden hallerin mevcudiyeti söz konusudur. Hakaret suçuna etki eder nitelikte olan ağırlaştırıcı ve hafifletici sebepler vardır.

Burada ilk olarak hakaret suçunun ağırlaştırıcı sebeplerinden yani hakaret suçundan kaynaklı olarak kişiye verilecek olan cezadan daha fazla ceza verilmesini gerektiren hallerden bahsedeceğiz. Kanun hükümleri içerisinde hakaret suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir. Bu nitelikli hallerin mevcut olması durumunda verilecek olan cezanın artırılması gerekir. Hakaret suçunun ağırlaştırıcı sebepleri suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş olması, hakaret suçunun kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmiş olması, hakaret suçunun kişinin mensup bulunduğu düğüne göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmiş olmasıdır.

Burada ilk olarak hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş olması durumunda bahsedebiliriz. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi ağırlatıcı bir sebebi meydana getirir. Mağdur konumunda yer alan kişinin burada kamu görevlisi niteliğine haiz olması gerekir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde kamu görevlisi deyiminden, kamusal faaliyetin üretilmesi ne atama ya da seçilme yoluyla veya herhangi bir surette sürekli, süreli ya da geçici bir şekilde katılan kişi anlaşılır. Öyle ki eğer mevcut onayda bir kamu görevlisi varsa Bu kamu görevlisinin huzurunda veya bu kamu görevlisinin yokluğunda işlenmiş olan hakaret suçunun kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi ile birlikte bu suç meydana gelir.

5237 Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer alan hakaret suçunun ağırlaştırıcı sebepleri suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş olması, hakaret suçunun kişinin dini, kişinin siyasi, kişinin sosyal, kişinin felsefi inanç, kişinin düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, kişinin düşünce ve kanaatlerini değiştirmesinden, kişinin düşünce ve kanaatlerini yaymaya çalışmasından, kişinin mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmiş olması ve hakaret suçunun kişinin mensup bulunduğu düğüne göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmiş olması idi. Kanun hükümlerinde yer bulmuş olan hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi ağırlaştırıcı sebebi ile ilgili hususlardan bahsettik. Burada hakaret suçu ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer ağırlaştırıcı sebep hakaret suçunun kişinin dini, kişinin siyasi, kişinin sosyal, kişinin felsefi inanç, kişinin düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, kişinin düşünce ve kanaatlerini değiştirmesinden, kişinin düşünce ve kanaatlerini yaymaya çalışmasından, kişinin mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmiş olması durumudur. Kanlı günlerinde böyle bir Uğraştırıcı sebebin mevcut olması kişinin düşünce özgürlüğünü koruma altına alınmasının amaçlanmasından kaynaklanmaktadır.

5237 Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer alan hakaret suçunun ağırlaştırıcı sebepleri suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş olması, hakaret suçunun kişinin dini, kişinin siyasi, kişinin sosyal, kişinin felsefi inanç, kişinin düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, kişinin düşünce ve kanaatlerini değiştirmesinden, kişinin düşünce ve kanaatlerini yaymaya çalışmasından, kişinin mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmiş olması ve hakaret suçunun kişinin mensup bulunduğu düğüne göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmiş olması idi. İlk olarak suçun kamu görevlisine karşı kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmiş olması durumundan ve bu durum ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Sonrasında hakaret suçunun bir kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı işlenmiş olmasına dair hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum ise hakaret suçunun kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmiş olmasıdır.

Hafifletici Sebepler

5237 sayılı Türk ceza kanunu şeref karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan TCK125 hakaret suçunun hafifletici sebeplerinin mevcudiyeti söz konusudur. Bu hafifletici sebepler faili konumunda yer alan kişiye verilecek olan o cezadan daha az ceza verilmesini gerektiren halleri oluşturur. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde hakaret suçu ile ilgili olarak iki hafifletici sebebin olduğunu söylemek mümkündür. Bunlar hakaret suçunun haksız bir fiile tepki niteliğinde işlenmiş olması ve hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmiş olması durumlarıdır.

Kanun hükümleri hakaret suçunun bu hafifletici sebeplerini bir hukuki nitelik yüklemiş ve bu sebeplerin aynı zamanda cezayı kaldıran bir hal olarak düzenlenmesine sağlamıştır. Burada söz konusu hallerin meydana gelmesi halinde hâkim fail konumunda yer alan kişi ile ilgili ceza vermeyebilir.

Hakaret Suçunun Da Hukuka Aykırılık Unsuru Nedir?

Öncelikle hukuka aykırılık kavramının ne olduğundan bahsedebiliriz. Hukuka aykırılık fiilin hukuk düzenin tamamıyla çatışacak bir durum olarak ortaya çıkmasıdır.  Bir fiil hukuk düzeni ile çatışıyor ise hukuka aykırı olduğu söylenebilir. Bir suçun cezalandırılmasını mümkün olabilmesi için sadece kanun içerisindeki tanıma karşılık gelmese yeterli teşkil etmez. Bununla birlikte bir suçun cezalandırılmasını mümkün olabilmesi için hukuka uygunluk sebeplerinin somut olay içerisinde gerçekleşmemiş olması gerekir. Yani bir olayda hukuka uygunluk sebepleri var ise bundan dolayı kişinin cezalandırılması mümkün olmaz. Çünkü kişinin eylemi hukuka aykırılık teşkil etmemektedir. Eylem bir hukuka uygunluk unsurunu meydana getirmiştir. Tipi uyan her hareket yaptırım ile sonuçlanacak nitelikte değildir. Tipik hareketin yaptırıma tabi tutulmasını mümkün olabilmesi için ayriyeten hukuka aykırı nitelik taşıması gerekir. Kanuni tipi uygun nitelikte olan fiil için hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran sebepler hukuka uygunluk sebepleridir. Hukuka uygunluk sebepleri fiilin hukuka aykırı olarak ortaya çıkmasına engel teşkil eder. Hukuka uygunluk sebepleri hukuk düzeni içerisinde mevcut olan durumların hukuk düzeni ile çatışmamasının bir sonucu olarak hukuka aykırılığı ve bununla birlikte suçun meydana gelmesini Önler. Hukuka uygunluk sebebi ne mevcudiyeti söz konusu ise hukuka aykırılıktan bahsedilmesi mümkün olmaz. Hukuka uygunluk sebepleri hukuka aykırılığı ortadan kaldırır.

Hakaret suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunu şerefe karşı suçlar başlığı altında 125. maddede düzenlenmiştir. Hakaret suçunda hukuka aykırılık unsuru ile ilgili olan durumlardan bahsetmek önem teşkil eder. Hakaret suçundan hukuka uygunluk sebebini oluşturan bazı durumlar vardır. Bunlar hakkın icrası, haber verme hakkı, terbiye etme hakkı, ihbar ve şikâyet hakkı, eleştiri hakkı ve savunma hakkıdır. Burada hukuka uygunluk sebebi ne oluşturabilecek bir diğer durum ise mağdurun rızasıdır. Öyle ki şunu söyleyebiliriz ki şeref hakkı üzerinde mağdur konumunda yer alan kişinin mutlak tasarruf yetkisi vardır. Kişiler kendilerine hakareti bulunulmasına İzin verdiklerinde burada bir şikâyet olmadan ilgili eylemi gerçekleştiren kişiyi suçlamak mümkün değildir.

Bir kişinin onur, şeref ve saygınlığına zarar getirebilecek nitelikte olan bir eylemin hakaret suçunu meydana getirmesine mümkün olabilmesi için bu suçu yer vermiş olan 5237 sayılı Türk ceza kanunu TCK125 hakaret suçu başlığı altındaki hükümler ve devamında yer alan maddelerin gerçekleşmiş olması yeterlilik arz etmez. İlgili eylemin kanunda sayılmış olmasının yanı sıra hukuka uygun olmaması da gerekir. Yani kanunda suç olarak sayılan bir eylemin hukuka uygun nitelikte olması halinde kişiye ceza verilmesi mümkün değildir. Kişinin onur, şeref ve saygınlığını saldırı niteliği mevcut olan eylemler hukuka uygun durumlarda iseler hakaret suçu meydana gelmez. Bununla birlikte özel hukuk anlamında da tazminattan bahsedilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz. Çünkü ortada hukuka aykırı bir eylemin mevcut olduğundan bahsedilemez. Hukuka uygunluk sebepleri genel hukuka uygunluk sebepleri ve özel hukuka uygunluk sebepleri olarak iki farklı bir şekilde ayrılabilir niteliktedir. Genel hukuka uygunluk sebepleri kanun hükümleri içerisinde yer bulmuş olan tüm suçlar için geçerlilik arz eder. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan yirmi dördüncü madde içerisinde Kanun hükmü ve amirin emri, 25. madde içerisinde meşru savunma ve zorunluluk hali, 26. madde içerisinde ise hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası yer bulunmaktadır. Bunlar ceza sorumluluğunun kaldıran veya azaltan sebepler olarak kanunda düzenlenmiştirler. Bu durumları mevcut olması ile kusurluluk azalabilir ya da ortadan kaldırılabilir. Genel hukuka uygunluk sebeplerinin yanı sıra sadece belli başlı suçlar için mevcut olması mümkün olan özel hukuka uygunluk sebepleri de vardır. Hakaret suçu ile ilgili olarak 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde iddia ve savunma dokunulmazlığı özel hukuka uygunluk sebebi olarak düzenleme bulmuştur. Ceza muhakemesi kanunu hükümleri içerisinde de sana konumunda yer alan kişinin yüklenen suçu işlemiş olmasına rağmen somut olay içerisinde bir hukuka uygunluk sebebinin mevcut olması durumunun söz konusu olması halinde beraat kararının verilmesi gerektiğine dair düzenleme yer almaktadır. Öyle ki hukuk uygunluk sebebinin tespit edilmesi ve soruşturma aşaması içerisinde yapılır ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmesi gibi bir durum ortaya çıkar.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerine de yer alan 26. maddeye göre hakkını kullanan kişiye ceza verilmesi mümkün değildir. Bu bir genel hukuka uygunluk sebebi olarak ceza kanunu içerisinde düzenleme bulmuştur. Hakaret suçlarında hukuka uygunluk sebeplerinden biri olan hakkın kullanılmasıyla İlgili olarak iddia ve savunma dokunulmazlığı, ihbar ve şikâyet hakkı, haber verme hakkı, eleştiri hakkı ve terbiye ve disiplin hakkı gibi durumlardan bahsetmek mümkündür.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde hukuka uygunluk sebeplerinden hakkın kullanılmasında hakaret suçu ile ilgili olan durumlardan biri ihbar ve şikâyet hakkıdır. Burada iş varmış kaç yıl hakkı ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz mümkündür. Anayasanın 36. ve 74. maddeleri içerisinde hukuka uygunluk sebebi olarak düzenlenmiş olan ihbar ve şikâyet hakkını görmemiz mümkündür. Bunlar hak aramaya güvence altına alan durumlardır. Anayasanın 36. maddesi hak arama hürriyeti başlığını taşımaktadır. Bu maddeye göre her kişi meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı konumda ya da davalı konumda yer olarak iddia ve sunma ile adil yargılanma hakkına sahip niteliktedir. Hiçbir mahkeme kendisinin görevi yetkisi alanına giren davaya bakmaktan kaçınma hakkına sahip değildir. Anayasanın 74. maddesi ise dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına düzenlemektedir. Bu maddeye göre vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek suretiyle Türkiye içerisinde ikamet ediyor olan yabancı konumdaki kişiler kendileri ile alakalı ya da kamu ile ilgili dilek ve şikâyetler hususunda yetkili mercilere ve Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne yazı ile başvurma hakkına sahip niteliktedirler. Kişiler kendileri ile ilgili başvurmaların sonucunu bir gecikme olmaksızın yazılı olarak alırlar. Her kişi bilgi edinme ve kamu denetçisi ne başvurma hakkına sahip niteliktedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bağlı olarak kurulmuş olan kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişi ile ilgili mevcut olan şikâyeti inceleme görevine haizdir. Burada 74. madde içerisindeki hususlar da vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye içerisinde ikamet ediyor olan yabancılar kendileri ile alakalı ya da konuyla alakalı olarak dilek ve şikâyetleri ile ilgili yetkili mercilere ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yazıyla başvurma hakkına sahip olduğuna yer verilmiştir. Öyle ki ilgili hükümler hakkın kullanılması kapsamı içerisinde ihbar ve şikâyet hakkına düzenlemiştir.

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde iddia ve savunma dokunulmazlığı başlıklı maddenin gerekçesi içerisinde bir isteğin resmi bir makama iletilmesi ne dilekçe hakkının kullanılması açısından hukuka uygun bir nitelikte olduğuna denilmiştir. Dilekçe hakkının dilekçenin içerisinde bulunan ifadeler bakımından bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütalaa edilmeyeceğinden de gerekçe de bahsedilmiştir. Bununla birlikte gerçekleşmiş bir olay ile alakalı olarak bu olayın meydana gelmesine sebep olan kişiler de gösterilmek suretiyle ihbar ve şikâyet içerisinde bulunması halinde hakaret ya da iftira suçunun meydana gelmeyeceğine dair durum belirtilmiştir. Anayasamızın 36. maddesi ise hak arama hürriyeti ne yer vermesi ile birlikte ihbar ve şikâyet hakkına bir dayanak olarak gösterilmesi mümkün dur. Yargı mercileri önünde davacı ya da davalı konumunda yer alarak meşru ve hastane yolların kullanılması suretiyle iddia ve savunma hakkının söz konusu olması aynı zamanda ihbar ve şikâyet hakkı ile ilişki içerisindedir. İhbar ve şikâyet hakkının kullanılmasına mümkün olabilmesi kişilerin kendilerine ve başkalarına karşı gerçekleştirilmiş olan hukuka aykırı nitelikteki eylemlerin yetkili makamlara bildirilmesi suretiyle kamu düzeninin korunmasına yardımcı olur. Kamu düzeninin korunmasına yardımcı olması sebebiyle de önemli bir nitelik taşımaktadır. Kişilerin sahip olduğu bu haklarının nasıl kullanacağı ile ilgili olan hususlar ceza muhakemesi kanunu hükümleri içerisinde yer bulmaktadır. Ceza muhakemesi kanunu hükümlerine göre Cumhuriyet Başsavcılığına ya da kolluk makamlarına yazılı veya tutana geçirilmek suretiyle sözlü olarak yapılması mümkündür. İhbar ve şikâyet hakkının kullanılması sırasında şikâyetin doğal bir sonucu olarak belirli nitelikteki kişilere bir suç oluşturan belirli bir isnadın yükleniyor olması ihbar ve şikâyet konusunun gerçek nitelikte olması ve ihbar ve şikâyet ile alakalı başvuru içerisinde kullanılan ifadelerin olayla alakalı olması bununla birlikte hakkın sınırlarının açılmaması önem teşkil eder. Mağdur konumunda yer alan kişi kendisine yüklenen eylemi işlememiş olduğunu kanıtlamış olmadıkça suç faili konumunda yer alan kişi sınırına aşmış olduğu söylenemez. Faili konumunda yazılan kişi mağdur konumunda yer alan kişi isnat edilen eylemi işlemiş olduğunu kesin bir şekilde bilmiş olması halinde bu kişinin suç işlediğine dair yetkili makamlara iş var ya da şikâyette bulunmuş olması iftira suçunu meydana getirir. Bununla birlikte bunu diğer kişilere durmuş olması ise hakaret suçunu meydana getirecektir.

Hakaret suçunda hukuka uygunluk sebeplerinden hakkın kullanılması ile alakalı olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum terbiye ve disiplin etme hakkıdır. Terbiye ve disiplin hakkından meydana gelen azarlama uyarma isnat da bulunma gibi tahkir edici hareketlerin 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan TCK125 hakaret suçunu oluşturduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu terbiye ve disiplin hakkının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Terbiye ve disiplin hakkının sınırların aşılması halinde hakaret suçunun meydana geldiğinden bahsedebilmek mümkündür. Terbiye ve disiplin hakkının mevcut olan sınırları zorunluluk ve orantılılık kavramlarıdır. Terbiye ve disiplin hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığını hâkim ilgili somut olayın mevcut özelliklerine bakarak karara bağlar. 4721 sayılı Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde anne ve babanın çocuğa olanaklarına göre eğitim verecekleri ve çocuğun bedensel, çocuğun zihinsel, çocuğun ruhsal, çocuğun ahlaki mi toplumsal gelişimine sağlayıp koruyacaklarına dair düzenleme içermektedir. Bununla birlikte yine Türk medeni kanunu hükümleri içerisinde vesayet altındaki kişi küçük ise, ama senin onun bakımı ve eğitimi için gerekli olan önlemleri alma yükümlülüğü altında olduğunu ve bu senin bu konu ile ilgili olarak anne ve babanın yetkilerine sahip olduğunu düzenlemiştir. Bu yetkinin kullanılması durumu söz konusu olurken çocuğun her türlü şiddetten, istismardan kötü muameleden mi ihmalden korunmasının gerekliliği de önem teşkil eder. Terbiye hakkı kaynağını örf ve adet hukukundan oluşur. Yani terbiye hakkı örf ve adetten kaynaklanmaktadır. Toplumun kabul etmiş olduğu bir terbiye ya da inzibat hastasına başvuranın ötesine geçilememektedir. Örf ve adet için verilmiş oldu davranışların çocuğun sağlığına zarar getirebilecek nitelikte olmaması gerekir. Bir kişinin disiplin altına alınmış olması ile birlikte onun sağlığına zarar vermemesi ya da tehlike içerisinde bırakılmaması halinde hakkın kötüye kullanılması gibi bir durum mevcut olmayacaktır. Terbiye ve disiplin hakkının kötüye kullanılmış olması kötü muamele suçunu meydana getirecektir. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde de bu yer bulunmaktadır. Öyle ki idaresi altında bulunan ya da büyütmek, okutmak, bakmak, kurmak ya da bir meslek ya da sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde sahip olduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişi hapis cezasına çarptırılır. Bununla birlikte hakaret suçunu meydana getirecek fiiller bu disiplin yetkisi kapsamına girmez. Bu fiillerin kötü muameleden kaynaklanması gibi bir durum söz konusu olmaz. Hakaret suçundan dolayı cezalandırılması mümkün olur. Böyle bir durumda anne ve babanın çocuk üzerinde sahip olduğu terbiye hakkını kullanırken ona bir uyarıda bulunması hakkın kapsamı içerisinde iken ona kötü isnatlarda bulunmuş olması ya da sövmek suretiyle hakaret teşkil eder fiiller de bulunması hukuka uygun olan bu haklara hukuka aykırı niteliğe getirir. Böylece kartuşunun mevcut olduğundan bahsetmek mümkün olur. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde kişinin idaresi altında bulunan ya da büyütmek okutmak, bakmak, kurmak ya da bir meslek ya da sanat öğretmek yükümlülüğü altında bulunan kişi üzerinde sahip olduğu terbiye hakkında doğan disiplin yetkisinin mevcut olduğuna yer verilmiştir. Bu terbiye hakkı ile ilgili olarak şunlar söylenebilir ki bu kişilerin anne, baba, disiplin hakkı ile ilgili olarak öğretmen, çocuk bakıcısı gibi kişiler olduğu durumu söz konusudur. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde terbiye ve disiplin haklarının iç içe düzenlenmiş olması gibi bir durum söz konusudur. Kanun hükümleri içerisinde terbiye ve disiplin hakları çiçeği düzenlenmiş olmasına rağmen bu iki hakkın birbirinin aynısı olduğunu söylemek mümkün değildir. Terbiye ve disiplin haklarının sahipleri ve kapsamları birbirinden farklılık arz eder. Öyle ki velayet hakkının bir uzantısı olan terbiye hakkı anne babaya ya da örf ve adet geriye bu tür yetkileri başvurulmasını mümkün olabileceği düşünülen kişilere tanınmıştır. Ancak disiplin hakka kişinin içinde bulunmuş olduğu sosyal, eğitsel ve mesleki koşullar nedeniyle gelişiminin sağlanmasına hedef teşkil eden durumlardır. Bu hedef içerisinde varlığı zorunlu olan disiplin kurallarının uygulama bulması gibi bir durum söz konusu olur. Oysa terbiye hakkı velayet hakkının bir uzantısı niteliğinde bir haktır.

Hakaret suçunda hukuka uygunluk sebepleri içerisinde hakkın kullanılması ile alakalı olarak mağdurun rızası daha önem teşkil eder. Mağdurun rızası hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir hukuka uygunluk sebebidir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edilmesinin mümkün olabileceği bir hakkına ilişkin olarak açıklanmış olan durum kişinin rızası çerçevesinde işlenmiş olan eylemlerden dolayı diğer kişilere ceza verilmesine mümkün olamayacağı ifade edilmiştir. Mağdur konumunda yer alan kişilerin rızasının bazı durumlarda hukuka uygunluk sebebinin sayıldığı kabul görmektedir. Hakaret suçunun konusunu kişinin üzerinde bulunan mutfak surette tasarruf edilmesi mümkün olacak onur şeref ve saygınlık hakları oluşturur. Öyle ki mağdurun rızası şeklindeki uygunluk Sebepleri hakaret suçu bakımından geçerlilik arz eder. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde mevcut olan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu hariç genel Tahkim suçları içerisinde devletin cezalandırılmasını gerektiren sosyal bir zararın mevcut olmadığı için mağdur konumunda yer alan kişinin rızası tahkir edici fiillerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırır. Ancak şunu söylemek gerekir ki özel Tahkim suçları içerisinde cumhurbaşkanının ve diğer devlet yetkililerinin açıklamış olduğu rıza devlete ait menfaatin ihlal edilmiş olması nedeniyle tahkir edici fiillerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırır nitelikte değildir. Öyle ki cumhurbaşkanına hakaret edilmesi cumhurbaşkanının buna rıza göstermesine rağmen hukuka aykırılık teşkil eder. Burada Cumhurbaşkanının rızası hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz.

Hakaret suçu ile ilgili olarak mevcut olan hukuka uygunluk sebeplerinden eleştiri hakkı ile ilgili olan durumlardan bahsetmek mümkündür. Eleştiri hakkı öncelikle köklerine anayasadan alır. Eleştiri hakkı anayasada düzenlenmiş bir haktır. Anayasanın 26. maddesinde yer bulan eleştiri hakkı düşünce açıklama ve yayma özgürlüğünden kaynaklanır. Anayasanın 26. maddesi düşünce açıklama ve yayma hürriyeti başlığını taşımaktadır. Bu maddeye göre herkese düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollar kullanarak tek başına ya da toplu bir şekilde açıklama ve yayma hakkının sahibidir. Kişilerin düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber ya da fikir almak veya fikir vermek serbestîsini de kapsar niteliktedir. Anayasanın bu hükmü radyo, televizyon, sinema ya da benzeri yollar ile yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel nitelikte değildir. Düşünce açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılması milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, cumhuriyetin temel nitelikleri mi devlet ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla sınırlanması mümkündür. Bununla birlikte düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanmasına neden olacak birkaç durumdan da bahsetmek mümkündür. Öyle ki suçların önlenmesi amacıyla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması anayasaya aykırılık teşkil etmez. Yine suçluların cezalandırılmasında mümkün olması amacıyla düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlandırılmış olması kanun tarafından mümkün kılınmış bir durumdur. Devlet sırrı olarak osurunca belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ne ihlal etmez. Başkalarının şöhret ya da haklarının, özel ve aile hayatlarının veya kanuni öngörmüş olduğu meslek sırlarının korunması ya da yargılama görevinin gereğince uygun olarak yerine getirilmesinin amaçlanmış ise düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanmış olması mümkündür. Bununla birlikte haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasıyla ilgili düzenleyici nitelikteki hükümler, bunların yayımına engel teşkil etmemek şartıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlaması niteliğinde sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunu hükümleri ile düzenlenir. Bunlar anayasada mevcut olan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti İçerisinde yani verilen hükümlerdir. Öyle ki bu hükümlerin ihlal edilmiş olması anayasayı ihlal etmek anlamına gelir. Ancak şunu söylemek mümkündür ki Madde hükümleri içerisinde yine anayasanın ihlaline neden olmayacak şekilde sınırlamaların mevcudiyeti söz konusudur.

Hakaret suçunda hukuk uygunluk sebebi oluşturan eleştiri hakkı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin içerisinde mevcut olan haber verme hakkının bir türüdür. Şunu söylemek gerekir ki eleştiri hakkının haber verme hakkından farklı olarak belirli olaylar içerisinde açıklamada bulunmakla yetinmeyip bu olaylarda ilgili kişilerin tutum ve davranışları ile ilgili bir diğer hükmünün içerisinde barındırır.

Anayasanın 26. maddesinde mevcut olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğündeki haber verme hakkı ile ilgili durumlar eleştiri hakkı için de geçerli karşıdır. Öyle ki faili konumunda yer alan kişinin eleştiri hakka hukuka uygunluk sebebinden yararlanabilir nitelikte olabilmesi için haber ve eleştiri özelliği taşıyan bir durumun mevcut olması gereklidir. Öyle ki eleştiri hakkı ile ilgili olan hususlar haber verme hakkı için de geçerlik taşıdığından bu iki durum içinde aynı unsurların mevcut olması gerektiğinden bahsedebiliriz. Bir olayın eleştiri niteliği taşıyabilmesinin mümkün olabilmesi için bazı unsurlara gerek vardır. Bunlar eleştiri konusu olayın gerçek olması, eleştiri konusu olayın güncel olması, eleştiri de kamusal bir ilgi ve faydanın söz konusu olması ve eleştiri ile işlenen suç arasında bir bağın mevcut olmasıdır. Bu durumların mevcut olması ile birlikte ilgili durumun eleştiri niteliği taşıdığından bahsedebiliriz. Burada bu kavramlar ile ilgili hususlardan bahsetmek mümkündür. İlk olarak eleştiri konusu olayın gerçek olması ile ilgili olan durumlardan başlayabiliriz. Bir fiilin eleştiri niteliği taşımasının mümkün olabilmesi için öncelikle bunun gerçek bir olaydan kaynaklanıyor olması gerekir. Eğer olay gerçek değil bir hayal ürünü ise Bu olayla ilgili bir hak ve özgürlükten bahsetmek mümkün değildir. Eleştiri de bulunan kişi veya haberi veren kişi bu ha bire vermiş olduğu zaman içerisindeki durumu araştırma yükümlülüğü içerisindedir. Bu durum ile ilgili olarak yaptığı hatanın normal karşılanması mümkün olmaz. Öyle ki haberi veren onayı eleştirmeden önce bunu gerçekten meydana gelip gelmediğini kişinin araştırması gerekir. Olayın gerçek olduğu ile ilgili ispatın olması ile birlikte eleştirinin yapılması gerekir. İlgili durumda faili konumunda yer alan kişinin kendisinden beklemesi mümkün olabilecek bir şekilde gerekli araştırmayı yapıp yapmadığını araştırılması gerekir. Bu kişinin gerekli araştırmayı yapmasına rağmen bir hata yapıp yapmadığı da araştırılması gereken bir diğer durumdur.

Hakaret suçunun hukuk uygunluk sebebini oluşturan bir durum eleştiri hakkıydı. Eleştiri hakkı kaynağını anayasanın 26. maddesinde düzenlenmiş olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü içerisinden almaktaydı. Bir Olayın eleştirinin niteliği taşıyabilmesinin mümkün olabilmesi için bazı durumların gerekli olduğundan bahsettik. Bunlar eleştiri konusu olayın gerçek taşınması, eleştiri konusu olayın güncel nitelikte olması, eleştiri de kamusal ilgi ve yararın bulunması ve eleştiri ile işlenen suç arasında bir bağın mevcut olması idi. Bir olayın eleştiri niteliği taşıyor bilmesini mümkün olabilmesi için gerçek olması gerektiğini ve bunun ile ilgili olan hususlara değindik. Burada dinlemesi gereken bir diğer durum ise olayın güncel olmasıdır. Bir olayın eleştiri niteliği taşıyor olabilmesinin mümkün olabilmesi için bu olayın güncel nitelik taşıması gerekir. Güncelliğini yitirmiş bir olay haber olma derinin yitirir. Böyle bir durumda kamunun bir menfaati kalmamış olur. Burada da bir haber verme hakkının mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Bu yüzden de bu durum bir eleştiri niteliğinde sayılmaz. Olayın güncellik taşıması kamunun menfaati açısından önem teşkil eder. Güncel bir olayın kamu tarafından öğrenilmesi bir yarar taşır. Kişiler bu durumu öğrenerek belki bu durumdan kurtulabilir bir şeyden haberdar olabilir ve buna göre davranışı değiştirip hayatına etki edecek bir durumla karşılaşabilir. Böyle bir durumda olayın güncel nitelik taşıması kamunun faydası açısından önem teşkil ettiğinden dolayı bunun eleştiri niteliğinde olması için bir unsurdur. Yani bir olayın güncel olması gerekir ki eleştiri niteliği taşısın.

Kaynağını anayasanın 26. maddesinde düzenlenmiş olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünden olan eleştiri hakkının mevcut olabilmesi için bazı unsurların gerekli olduğundan bahsettik. Bunlardan olayın gerçek olması ve olayın güncel olması ile ilgili olan hususlara yer verdik. Burada bir olayın eleştiri niteliğini haiz olabilmesi için gerek olan bir diğer durum açıklanmasında kamu yararına mevcut olması unsurudur. İlgili haberi vermiş olan veya eleştiren kişinin vermiş olduğu haber ile bir kişinin haysiyetinin veya şerefine zedelenmesi gibi bir durumun mevcut olması söz konusu olabilir. Öyle ki eleştiri dediğimiz kavram zorunlu olarak sert bir niteliği haiz olabilmektedir. Burada önem teşkil eden durum sınırın açılmamasıdır. Öyle ki kişinin eleştiri de bulunurken ilgili sınırı hukuka uygun olacak şekilde belirlemesi gerekir. Bir haberin verilmesinde ya da eleştiride bulunulmasında kamu yararının kişinin sahip olduğu şeref hakkından daha üstün olması gerekir. Burada Önem teşkil eden durum ilgili olayda kamu yararına mevcut olup olmadığıdır. Öyle ki ilgili olayda kamu yararının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi için dava konusu olan olayın okuyucunun merak duygularını tatmin edilmesine mi yoksa üstün nitelikte bir ahlaki ve hukuki değerin korunmasına mı amaçladığı araştırılması gereken bir durumdur. İlgili olay içerisinde üstün ahlaki bir değer ve hukuki bir değerin korunmasının amaçlanması durumu söz konusu ise burada kamu yararına yönelik bir eleştirinin veya haberin söz konusu olduğundan bahsedebiliriz. Ancak ilgili olayda yapılan eleştiri sadece okuyucu kişilerin merak duygularını tatmine yönelik ise Ve korunan herhangi bir üstün ahlaki değer ve hukuki değer mevcut değil ise burada bir kamu yararına olduğundan bahsetmek mümkün değildir.

Eleştiri hakkının anayasanın 26. maddesi içerisinde düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü olduğunu söyledik. Bununla ilgili olarak bir olayın eleştirinin çileğine taşıyabilmesi mümkün olabilmesi için eleştiri konusu olayın gerçek nitelikte olması, eleştiri konusu olayın güncel nitelikte olması, eleştiri içerisinde kamusal bir yararın mevcut olması ve eleştiri suçunda düşünsel bir bağın mevcut olmasının gerektiğinden bahsettik. Burada eleştiri konusu olayın gerçek olması, eleştiri konusu olayın güncel olması Ve eleştiri içerisinde kamusal bir faydanın bulunmasına dair hususlardan bahsettik. Bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise eleştirilerine sırasında bir bağın mevcut olmasıdır. Şunu söyleyebiliriz ki haber içerisinde bazı değerlendirilmelerin eklenmiş olması gibi bir durum söz konusu dur. Böyle bir değerlendirmede verilecek olan haberle ilgili bir menfaatin söz konusu oğlum adı kötü ibarelerin işlenmiş olan suç ile bir bağın olduğundan bahsedilemez. Öyle ki böyle bir durumda işlenen suç ile bir bağın söz konusu olmaması ve haber verme hakkının sınırının açılmış olması durumundan bahsedebiliriz. Burada kastedilen durum sert ifadelerin mevcut olması değildir. Burada ilgili durum kişilerin sahip olduğu haber verme hakkının sınırını aşacak şekilde ibarelere vermesidir. Eleştiri içerisinde eleştirin konusu niteliğinde olmayan ve açıklanması zorunluluk teşkil etmeyen kişilerin hakkına tecavüz niteliği oluşturan ifadelerin kullanılmaması gerekir. Öyle ki ilgili eleştiri konusu oluşturan olayla alakalı olarak yapılan açıklamalar başkalarının haklarını edilecek nitelikte olmamalıdır. Yararlı nitelikte olmalı ve başka kişilere zarar verecek bir durum oluşturmamalıdır. Gerçek ile herhangi bir bağı olmayan tamamıyla uydurulmuş söylemler hukuka aykırı niteliktedir. Bir kişinin toplum içerisinde kötü bir durumda yarar mısın Salim kamacı eleştiride bulunmak kasti bir şekilde kötü niyet içerdiği için eleştiri hakkının kullanılmasıyla alakalı olduğu söylenemez. Burada kişinin amacı kişiyi toplum içerisinde güç bir duruma sokmak ve bu kişinin hayatını zorlaştırmaktır. Burada bir hukuk uygunluk sebebinin ne olduğundan bahsetmek mümkün olmaz. Yine bir kişinin mesleki veya hükümet varlığına zarar vermek amacıyla bir ilişkinin yapılması hukuka uygunluk sebebi ne oluşturmaz. Bu durum hukuka aykırılık teşkil eder. Eleştiri yapılırken öncelikle kişilerin farklı amaçlar taşımaması gerekir. Bir eleştirinin içerisinde kötüleme küçük düşürme gibi amaçları barındırmaması gerekir.

Eleştiri hakkı aslında bir düşünceyi açıklama özgürlüğüdür. Eleştiri hakkının düşünce özgürlüğünden ayrı olarak ele alınması mümkün bir durumda değildir. Öyle ki düşünceyi açıklama özgürlüğü bir bireyin bir çekincesi olmadan düşüncelerini özgür bir şekilde ifade etmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte bu kişilerin düşüncelerini ifade etmesini sağlayabilecek her türlü araca olanak verilmesi bu hakkın kullanılmasında önem teşkil eder. Kişilerin sahip olduğu düşünceyi açıklama özgürlüğü başka kişilerin öğrenmemi bilgilenme özgürlüklerin içinde barındırır. Birinin sahip olduğu bir düşünceyi açıklaması bir diğerinin bir şey hakkında bilgilenmesini kaynağı niteliğindedir. Öyle ki düşünce açıklama özgürlüğünün ortadan kaldırılması kişilerin bilgilenme özgürlüklerinin de ortadan kaldırılması anlamına gelir. Kişilerin düşünceyi açıklama özgürlüğünün gerektiğinden daha fazla bir şekilde kısıtlanmış olması kişilerin bilgi edinme özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelir. Kişilerin düşünceyi açıklama ve bilgilenme özgürlüklerinin mevcut olması özgür bir kamuoyunun oluşması için önem teşkil eder.

Hakaret suçu ile ilgili olarak bazı hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğundan bahsettik. Bunlar hakkın icrası, haber verme hakkı, terbiye etme hakkı, ihbar ve şikâyet hakkı, eleştiri hakkı ve savunma hakkı idi. Burada bunlardan eleştir hakkı ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Bahsedilmesi gereken bir diğer hukuka uygunluk sebebi ise iddia ve savunmanın dokunulmazlığıdır. 5237 sayılı Türk ceza kanunu şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuş olan TCK125 hakaret suçunda hukuka uygunluk sebebi ne oluşturan önemli bir durum iddia ve savunma dokunulmazlığıdır. İptal mi savunma dokunulmazlığının hukuka uygunluk sebebi olarak mevcut olması için iki şartın söz konusu olması gerektiğinden bahsedebiliriz. Bu şartlar sübjektif şart ve objektif şarttır. İlk olarak iddia ve savunma dokunulmazlığının hukuk uygunluk sebebinin oluşturmasını senden sübjektif şartı ile ilgili olan hususlardan bahsedebiliriz. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulmuş olan düzenlemede hangi kişilerin iddia ve savunma dokunulmazlığına dair bir hukuk uygunluk sebebinden faydalanabileceğine dair bir netlik söz konusu değildir. Kanunu kimlerin de yargı mercileri ya da idari makamlar nezdinde yapılmış olan yazılı ya da sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsam içerisinde, kişiler ile alakalı olarak somut isnatlar içerisinde veya olumsuz bir değerlendirme içerisinde bulunulması halinden bahsedilmiştir. Öyle ki burada yargı mercileri ya da idari makamlar nezdinde yazılı ya da sözlü başvuru yapan, iddia ve savunmada bulunan her kişi iddia ve savunmanın dokunulmazlığı hukuka uygunluk sebebinden yararlanma hakkına sahiptir. İddia ve savunma dokunulmazlığı hukuki sebebinin mevcut olması için gerekli olan bir diğer şart objektif şarttır. Objektif şartı içerisinde bazı hususları barındırır. Bu hususlar tahkirin şekli, tahkirin yeri, sınırın aşılmamasıdır. İddia savunma dokunulmazlığının objektif şartındaki ilk husus olan tahkirin şekli ile ilgili durumlardan bahsetmek mümkündür. Tahkirin hangi araçların kullanılması suretiyle yapılmasına dair bir sayım söz konusu değildir. Öyle ki kanunu kimlerin de tahkirin mümkün olmasını sağlayacak sınırlı sayıda bir durum mevcut değildir. Düzenlemede yazılı ya da sözlü başvurudan bahsedilmektedir. Böyle bir durumda yazılı ya da sözlü başvurunun fili taşıyan her türlü aracın kullanabileceğinden bahsedebiliriz. İddia ve savunma dokunulmazlığı hukuku sebebinin objektif şartları içerisinde yer alan bir diyoruz tahkirin yeridir. Kanun hükümlerinde yargı mercileri ya da idari makamlar nezdinde yapılan yazılı ya da sözlü başvuru hükmü yer bulunmaktadır. Bu durumda iddia ve savunma dokunulmazlığının kapsamının genişletilmesine mümkün olması yalnızca yargı organlarına verilen dilekçeler ile değildir. İddia ve savunma dokunulmazlığının İdari makamlar nezdinde yapılan yazılı ve sözlü başvurular içerisinde de mevcut olduğunu söyleyebiliriz öyle ki idari makamlar huzurunda yapılan hakaret suçları için de bu durum söz konusudur.

İddia ve savunma dokunulmazlığı hukuka uygunluk sebebinin mevcut olması için gerekli olan objektif şarttaki Unsurlardan bir diğeri sınırın açılmamasıdır. Sınırın açılmaması 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde açık bir şekilde yer bulmaktadır. Kanunda isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakalara dayanması ve uyuşmazlık ile bağlantı içerisinde olunmasına dair hüküm bulunmaktadır. Burada sınırın açılmamasının kabul edilmesi için bazı durumların söz konusu olması gerekir. Bunlar isnat ve değerlendirmelerin uyuşmazlıkla bağlantılı olması ve isnat ve değerlendirmelerin gerçek mi somut vakaları dayanmasıdır. İlk olarak isnat ve değerlendirmelerin uyuşmazlıkla bağlantısı olmasına gerektiğine dair hususlardan bahsedebiliriz. Hakaretin davanın konusunu teşkil eden durum ile mantıklı bir bağlantı İçerisinde bulunması gerekir. Bunun bir zorunluluk ilişkisi olduğunu söylemek pek olası değildir. Burada önem teşkil eden durum tahkirin iddia ya da savunma ya bir şekilde girmesidir. Sınırın aşılmasını sağlayan bir diğer durum isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakaları dayanmasının gereklidir. Kanlı biçiminde yaralan maddenin gerekçesinde göre iddia ve savunma içerisinde kişilerle ilgili olarak şunlar söylenebilir ki somut isnat Şeklindeki maddi vakaların ortaya konulması olandır. Öyle ki tabi savunma için kişiler ile ilgili olarak mevcut somut isnatların gerçek mi sürekli olması gerekir. Bununla birlikte yapılan olumsuz değerlendirmelerinde somut vakalardan kaynaklanmasının gereklilik arz ettiğinden bahsedebiliriz. Sövme niteliği taşıyan soyut değerlendirmeler için gerçek ve somut olaylara dayanmasının mümkün olacağından bahsedemeyiz. Bu yüzden sövme ile ilgili olarak savunma dokunulmazlığından yararlanmasının olan olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Burada tahkir eder nitelikteki sözlerin gerçek nitelikte olmaları ve bunların sınırı aşmadığını söylemeyi haklı çıkarmaz. Yani tahkir edici sözler gerçek müşrik de olabilirler. Bunu dile getirmek sınırın aşılması anlamına gelmez. İlgili olayda ki mevcut durum gerçek olsa da sınırı aşılmış ise artık hukuk uygunluk sebebinin olduğundan bahsedemeyiz. Burada dikkat edilmesi gereken durum tahkir edici beyanı iddia ve savunma içerisinden bir menfaat sağlayıp sağlamamasıdır. İlgili eylem İddia bir savunma için bir menfaat sağlıyor ise burada bir hukuk uygunluk sebebinin olduğunu söylemek olandır. Ancak iddia ve savunma için menfaat salacak içerikte bir durum söz konusu değilse bir sınırın açıldığından bahsetmek mümkündür.

Hakaret Suçunun Manevi Unsuru Nedir?

TCK125 Hakaret suçu 5237 sayılı Türk ceza kanunun şerefe karşı suçlar başlığı altında yer bulmuştur. Hakaret suçunun manevi unsurları ile ilgili olan durumlardan bahsetmek suçun anlaşılmasında önem teşkil eder. Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki hakaret suçu genel kast ile İşlenmesi mümkün olan bir suçtur. Ayrıca özel bir kastın aranması gibi bir durum söz konusu değildir. Hakaret suçunun oluşması mümkün olabilmesi için faili konumunda yer alan kişi fiili ve neticeyi bilmesi gerekir ve bunu isteyerek yapması gerekir. Hakaret suçunun bir unsuru da mağdur konumunda yer alan kişinin halkın hakareti ve husumetine maruz bırakılması niteliğindedir. Faili konumunda yer alan kişinin isteği bunu kapsaması gerekir. Öyle ki faili konumunda yer alan kişi mağdur konumunda yer alan kişinin şeref ne tecavüz etme talebinde olmalıdır. Bununla ilgili olarak şu söylenebilir ki eylemin şaka niteliği taşıyıp taşımaması önem teşkil eder. Bir kişi şaka maksadıyla Bir söylemde bulunduğunda bu söylemin hakaret taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi failin suçlu bulunup bulunmamasında önem teşkil eder. Somut olayın özelliğine göre bir söylemin hakaret teşkil Edip etmediği belirlenebilir. Kişinin bulunmadığı sırada kendisine karşı bir hakaret işlenmesi durumunda ihtilat unsurlarının gerçekleşmiş olması gerekir. Faili konumunda yaralan kişinin hakarette bulunmasına sağlayan söz, yazı veya hakaretin üç kişi ulaşmasına istemesi gereklilik arz eder. Kişide hatanın söz konusu olması durumunda bir değişikliğin mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Yani hakarette bulunmak isteyen kişi değil de bir başka kişiye hakaret eğilimi gerçekleştiğinde yapılan bu hata önem teşkil etmez. Çünkü mağdur konumunda yer alan kişinin şahsına hakaret suçunu gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından önemli değildir. Hakaret suç tipinin kurmuş olduğu kadar şerefli yaşama hakkı olduğundan dolayı konuda bir yanılmanın söz konusu olması failin cezalandırılmasını engellemez.

Hakaret Suçunda Cezayı Kaldıran Haller Nelerdir?

5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümlerinde şerefe karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olan TCK125 hakaret suçunda verilecek olan cezayı kaldıran bazı durumların mevcudiyeti söz konusudur. Bu suçun cezalandırılmasını engel teşkil edecek sebepler içerisinde fiilin suç olma durumunu kaldırması bulunmaz. Hakaret suçunun cezayı kaldıran durumları faili konumunda yaralan kişinin cezalandırılmamasını sağlar. İlgili suçu suç olmaktan çıkarmaz. Burada hakaret suçu yine varlığını korumaktadır. Sadece bu suç işleyen kişiye hakaret suçu ile ilgili bir ceza verilmemektedir. İlgili eylem hakaret suçunu oluşturur. Faili konumunda yer alan kişi yapmış olduğu eylemle hakaret suçu neticesi ne meydana getirmektedir. Bu netice ile birlikte suçun oluşması gibi bir durum söz konusu dur. Burada tamamen bir suç olduğundan bahsetmek mümkündür. Ancak faili konumunda yer alan kişinin içinde bulunduğu durum sebebiyle mevcut sebepler failin ceza alma olmasını sağlamaktadır. Yani faili birleşik olan ceza kaldırılmıştır. İlgili eylem suç olma özelliğine şahsi cezasızlık sebeplerinde yine korumaktadır. Ancak bu eylem suç olma özelliğine taşımasına rağmen faili konumunda yer alan kişiye ceza verilmemektedir. Burada fiilin haksızlık oluşturması özelliği devam etmektedir. Bu durumda birlikte cezalandırma ya önleyen sebepler hukuka uygunluk sebeplerinden ayrılır. Yani burada bahsettiğimiz durumlar bir hukuka uygunluk sebepleri oluşturmamaktadır. Hukuka uygunluk sebepleri Bir eylemin hukuka aykırı olmaması anlamına gelmektedir. Böylelikle bir suç olma niteliğinin söz konusu olmadığı hallerde. Ancak cezayı kaldıran hallerde suç olma niteliği korunmaktadır. Cezalandırma engel olan haller faili konumunda yapılan kişinin cezalandırılmasına engel niteliktedir. Cezalandırma engel Ulan durum bazı hallerde bir şahsi cezasızlık sebebidir. Bazı durumlarda ise bir muafiyet olduğu söylenebilir. Şahsi cezasızlık sebebi suç teşkil eden eylem sebebiyle kişinin cezalandırılmamasıdır. Eylem suç teşkil etmektedir ancak faili konumunda ki kişi şahsi cezasızlık sebebi nedeniyle cezalandırılmamaktadır. Cezalandırılmasına engel nitelikte olan sebepler yanında bir de cezayı kaldıran haller vardır. Cezayı kaldıran haller fiilin işlenmesinden sonra meydana gelir. Cezayı kaldıran haller kişisel nitelikte değillerdir. Öyle ki cezayı kaldıran haller objektif nitelik taşırlar. Bu haller herkese uygulanması mümkün olabilen hallerdir. Bu yönüyle şahsi cezasızlık sebeplerinden ayrılır.

Burada hakaret suçu ile ilgili olarak önem teşkil eden durumlar ispat hakkının kullanılması suçun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi, suçun kasten yaralama suçunun tipik olarak işlenmesi Ve hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesidir. Burada ilk olarak ispat hakkını kullanması ile ilgili olan hususlardan bahsedebiliriz. Türk ceza kanunu İçerisinde hakaret ve sövme eylemleri ayrı olarak yer almamaktadır. Yani sövme suçu da hakaret suçu içerisinde yer almaktadır. Bundan kaynaklı olarak sövme fiili ne suç tipinde yer verilmiş olmaması ispat iddiasına sövme fiili bakımından söz konusu olup olamayacağını ortaya çıkarmaktadır. Bu durum bir tartışma konusu olduğu söylenebilir. İspat iddiası somut fiil ve olgu isnadına yönelik olmasının gereklilik teşkil etmesi nedeniyle hakaret suçu ile ilgili söz konusu olabileceği söylenebilir. Kanun hükümleri içerisinde isnat edilen mi suç oluşturan filmle ilgili olan hususlardan bahsedilmektedir. Burada sövme ilgili kişiyle alakalı olarak kötü değer yargısına ortaya çıkarmaktadır. Bunun gerçek olduğunun ispat edilmesi olası değildir. Bu durumda ispat hakkından bahsedilmesine mümkün olabilmesi için isnadın bir suç teşkil etmesi gerekir. Burada isnadın ispati ile ilgili olan hususlardan bahsetmek mümkündür. İsnadın ispati 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde yer bulan 127. maddede düzenlenmiştir. Burada isnadın ispati ile ilgili olarak dört husustan bahsetmek mümkündür. İlk olarak şunu söyleyebiliriz ki isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılması içerisinde kamu faydasının bulunması önem teşkil eder. Bununla birlikte şikâyetçi konumunda yer alan kişinin ispat razı olması gerekir. Bir diğer durum isnadın bir suça ilişkin olmasıdır. İlgili suç sebebiyle hakaret edilmiş olan kişi ile ilgili kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmiş olması durumu mevcut olmalıdır. İlk olarak isnat edilen fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu menfaatinin mevcut olması ile ilgili olumlu husustan bahsetmek mümkündür. Bu durum 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümlerinde mevcut olan duruma göre daha doğru bir halde yer bulmuştur. İsnadın ispati içerisinde kamu yararına mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Fakat isnat olunan fiilin doğru bir durum teşkil edip etmediğinin anlaşılması içerisinde bir kamu menfaati söz konusudur. İsnadın ispat ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum şikâyetçinin ispata razı olması durumudur. Kanun hükümlerine yer verilmiş bu düzenlemeyle ilgili olarak şunu söyleyebiliriz ki mağdur konumunda yer alan kişi bazen özel yaşamı ile alakalı olarak isnatlara dahi manevi bir şekilde ispata zorlanmış olması sebebiyle eleştiriye açık bir durumdadır. 765 sayılı eski Türk ceza kanunu hükümlerine yer konuşulan düzenlemeden farklı bir durum olarak şikâyetçi konumunda yer alan kişinin kabul etmesi gereken husus kendisine yönelmiş olan sınıflarla sınırlı değildir. Burada isnadın ispati ile ilgili olarak bahsedilmesi gereken bir diğer durum isnadın bir suça ilişkin olması durumudur. İsnadın ispatı edilmiş olmasının mümkün olarak sayılması için kanun hükümleri içerisinde mevcut kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün aranmış olması ilgili isnadın konusunun bir suça ilişkin olmasa da hayır koşulu göstermektedir. İsnadın ispati ile ilgili olarak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında konu menfaatinin bulunması ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bir durum şikâyetçi konumunda yer alan kişinin ispata razı olmasıydı. Son olarak da isnadın bir suça ilişkin olması ile ilgili olan hususlardan bahsettik. Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum bu suç nedeniyle hakaret edilen kişi ile ilgili olarak kesinleşmiş bir mahkeme kararının verilmesi durumudur. Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde suç sebebiyle hakaret edilmiş olan kişi ile ilgili olarak kesinleşmiş bir mahkeme kararını verilmiş olması durumunda isnadın ispatlanmış olduğunun sayıldığından bahsedebiliriz. Mağdur konumunda yaralan kişiyle ilgili olarak açılmış olan bir davanı mevcudiyeti söz konusu ise hakaret suçunu bakan mahkeme bu davayı bekletici bir mesele yapması gibi bir durum söz konusu olur. Sonrasında bu davanın sonucunun beklenmesi gerekir. Böyle bir durumu mevcut olması halinde isnadın doğruluğunun ispat edilmesi isnat konusu suç sebebiyle açılan ceza davası içerisinde ilgili mahkeme de mevcut olabilir. Açılmış olan ceza davasının sonuçlanması ile birlikte bu suç sebebiyle hakaret edilmiş olan mağdur konumundaki kişi ile ilgili olarak kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmiş olması durumunda artık isnadın ispatlanmış olduğu söylenebilir. Böyle bir durumda da hakarette bulunan kişiye de ceza verilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz. Bunun yanı sıra dava eğer beraat veyahut düşme gibi bir karar ile sonuçlanmış ise isnadın doğruluğunu ispat edilmemiş sayılır. Bu durumda ise hakaret eden kişinin cezalandırılması gerekir. Eğer hakarete uğrayan kişiye isnat edilmiş olan fiil sebebiyle takipsizlik kararını verilmesi gibi bir durum söz konusu olursa yine İsnadın ispat edilmemiş sayılmasından bahsedebiliriz. Böylelikle hakarette bulunan kişinin cezalandırılması gereklilik arz eder. Burada 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde şu söylenmiştir ki ispat edilmiş bir eylemden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi durumunda cezaya hükme edileceği düzenlemesi vardır. Örneğin bir kişi hırsızlık suçunu işlemiş ve bu suçtan dolayı cezalandırılmayı tabi tutulmuş olabilir. Kanun tarafından bu kişinin yapmış olduğu eylemden dolayı cezalandırılması gibi bir durum söz konusu dur. Burada kişinin yapmış olduğu eğilimin cezasına katlanması durumu mevcuttur. Bir başka kişinin cezasını çeken kişinin suçu ile ilgili olarak hakarette bulunmuş olması tekrar bir suçu oluşturur. Çünkü kanun hükümleri bir kez suç işleyen kişinin işlemiş olduğu bu suçun sonuçlarını hayatının sonuna kadar katlanmasını beklemektedir. Bir kişi işlediği bir suçtan dolayı yaptırıma tabi tutulmuş ve cezasını çektikten sonra topluma karışmış olabilir. Bu kişinin toplum içerisinde mevcut olması ile birlikte diğer kişilerin bu kişiye daha önceden işlemiş olduğu bir suçtan dolayı hakarette bulunması kişinin bu suçu İşlemiş olmasından dolayı durumu meşru kılmaz. Örneğin biri hırsızlık suçunu işlemiş ve bu suçtan dolayı hapse girmiş sonrasında cezasını çekmesiyle birlikte topluma karışmış olabilir. Bu kişiye daha önceden işlemiş olduğu suçtan dolayı hakaret edilmiş olması hakaret suçunu ortaya çıkarır. Kişinin bu suçu daha önceden işlemiş olması hakaret suçunun meydana gelmesini engellemez. Çünkü kişi cezasını çekmiş ve ıslah olmuştur.

Kanunu kimler içerisinde ispat hakkının hangi şekilde kullanılmasına dair bir usulü mevcudiyeti söz konusu değildir. İspat et davasının bekletici mesele sayılmış oldu durumların söz konusu olması halinde bu sorun olmayabilir. Öyle ki ilgili durumlar bakımından ispat iddiası hakaret suçunun görülmekte olduğu dava içerisinde görüşülmesi mümkün olacağından usul bir özellik taşıması gibi bir durum söz konusu olabilir. İsnadın ispat edilmemesi gibi bir durumun söz konusu olması halinde herhangi bir yaptırım olmamasının gereklilik arz ettiğinden bahsedebiliriz. Bunun sebebi yasal ve hatta anayasal bir hakkın kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Yasal Bir hakkın kullanılmasından dolayı bir kişiye ceza verilmesi mümkün olmaz. Böyle bir durumda isnadın ispat edilmesi halinde mahkeme tarafından düşme kararını verilmesi gerekir.

Burada bahsedilmesi gereken bir diğer durum suçun haksız bir fiile tepki niteliğinde işlenmesidir. 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde özel bir haksız tahrik hali düzenleme bulmuştur. Hakaret suçunun haksız bir file tepki olarak işlenmesi cezanın tümüyle ortadan kaldırılmasına yol açar. Böylece cezayı kaldıran hal niteliği söz konusu olur. Kanunu kimilerine göre haksız fiilin mağdur konumunda yer alan kişiden kaynaklanmasına gerek yoktur. İlgili hareketin haksız harekette bulunmuş olan kişi kim ise o kişiye karşı işlenmiş olması gerekli kart eder. Kanunu kimlere ilgili fiilin haksız fiil olmasına yeterli olarak görmüştür. Burada ayrıca fiilin suç olmasını aramamıştır. Öyle ki bir suçun haksız bir file tepki olarak işlenmiş olması durumunda söz konusu olabilmesi için tahriki teşkil eden bir fiilin söz konusu olması gerekir. Bu fiilin de bir haksız nitelik taşıması gerekir. Hakaretin şiddetli bir elimin etkisi altında işlenmesinin gerekli olduğundan da bahsedebiliriz. Bununla birlikte tahrik üzerine işlenmiş olan fiilin hakaretten ibaret bulunmasının gereklilik arz ettiğini söyleyebiliriz. Bu durumların mevcudiyetini söz konusu olması halinde kanun hâkimi takdir yetkisi vermiştir. Hâkim cezayı indirebileceği gibi tümüyle kaldırma hakkına da sahiptir.

Burada bahsedilmesi gereken bir durum suçun kasten yaralama suçunu tepki olarak işlenmesi durumudur. Hakaret suçu kasten yaralama suçuna tepki niteliğinde işlenebilir nitelikli bir suçtur. Öyle ki 5237 sayılı Türk ceza kanunu hükümleri içerisinde hakaret suçunun kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi durumunda kişiye ceza verilmez hükmü bulunmaktadır. Burada bir meşru savunma halini söz konusu olması durumundan bahsedilebilir. Çünkü kişiye karşı bir yaralama eylemi yapılmaktadır. Kendisini yaralayan kişiye karşı hakarette bulunan kişi aslında bu hakareti kendisine yapılan eyleme karşılık vermektedir. Bundan dolayı da kan Dökümlerinde kasten yaralama suçunun tepki olarak hakaret suçunun işlenmesi durumunda kişiye ceza verilmez hükmü yer bulunmaktadır.

Hakaret suçu karşılık olarak da işlenebilir bir suçtur. Kişiler birbirlerine karşılıklı olarak hakarette bulunabilirler. Böyle bir durumda faili konumunda yer alan kişilere ceza verilmemesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Burada şunu altını çizmek gerekir ki karşılıklı olarak işlenen suçların yalnızca hakaret suçu olması gerekir. Bununla birlikte ilk tahkir haksız nitelikte olmalıdır. Tahkirler karşılıklı olmalı ve aralarında nedensellik bağlantısı içermelidirler. Bahsetmiş olduğunuz üç durum hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde önem teşkil eden durumlardır. Burada ilk olarak karşılık olarak işlenen suçların sadece hakaret suç olması ile ilgili olan hususlardan bahsetmemiz gerekir. Karşılık olarak işlenmesi mümkün olan hakaret suçunun somut bir eylem ya da olgu isnat etmek ya da sövmek şeklinde ortaya çıkması mümkündür. Hakaret suçunun karşılık niteliği taşıyan kasten yaralama tehdit gibi suçların işlenmiş olması halinde artık bahsetmiş olduğumuz suçlardan dolayı faili konumundaki kişinin ayriyeten cezalandırılması gibi bir durum söz konusu olabilir. Çünkü burada dikkat edilen husus her iki tarafın da hakarette bulunması durumudur. Bir kişi diğerine hakaret ediyorsa diğeri de bunu hakaretle karşılık veriyor ise bu durum söz konusu olur. Bir kişi diğerine hakaret ederken diğeri onu kasten yaralama eyleminde bulunursa bu durumun gerçekleştiğinden bahsedemeyiz. Burada hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi durumu ile ilgili olarak üç durumdan bahsettik. Bunlar karşılıklı olarak işlenen suçların yalnızca hakaret suç olması, ilk tahkir haksız olması, tahkirlerin karşılıklı ve aralarında bir nedensellik bağlantısı içermesi idi. Hakaret suçunun karşılık olarak işlenmesi durumundan bahsettik. Bahsedilmesi gereken diğer durum ise ilk eylemin haksız nitelikte olmasıdır. Eğer ilk suç haklı nitelikteyse artık karşılıklı takibin mevcut olduğundan bahsedemeyiz. Yani kişi bir görevi yerine getirdiği için bu durum meydana geldiyse böyle bir durum söz konusu olamaz. Buradaki bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise tahkirlerin karşılıklı nitelikte olmasıdır. Böyle bir durumda hakaret eyleminin birebir aynı zamanda gerçekleşmiş olması zorunluluğu teşkil etmez. Burada önem teşkil eden durum hakaretin karşılıklı olduğunun söz konusu olmasıdır. Birinin hakaret etmesine bir diğerinin derhal karşılık vermesi hakaretin karşılıklı olarak meydana geldiğini gösterir. Bununla birlikte birinin hakaret etmesinin yanı sıra diğerinin ilk fırsatta ona karşılık vermesine yine karşılıklı hakaret eyleminin söz konusu olduğunu ortaya çıkarır.

Hakaret Suçu hakkında daha detaylı bilgi için https://idilsuaydin.av.tr/hakaret-sucu/ yazımızı okuyabilirsiniz.

One thought on “TCK 125

  1. Mutlu O. Reply

    TCK 125. Maddeden bana dava açıldı. Bu konuda deneyimli bir avukat olduğunuzu görüyorum. Davamı kabul eder misiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir